Advanced search in Research products
Research products
arrow_drop_down
Searching FieldsTerms
Any field
arrow_drop_down
includes
arrow_drop_down
Include:
The following results are related to COVID-19. Are you interested to view more results? Visit OpenAIRE - Explore.
153 Research products, page 1 of 16

  • COVID-19
  • Research software
  • Other research products
  • Open Access
  • TR
  • Turkish
  • COVID-19

10
arrow_drop_down
Relevance
arrow_drop_down
  • Open Access Turkish
    Authors: 
    İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi;
    Publisher: İstanbul Gelişim Üniversitesi / Istanbul Gelisim University
    Country: Turkey

    Bu sayıda: Pandemi Sonrası Zaman Sayfa 02 "Sağlıklı Beslen, Sağlıkla Kal" Beslenme Ve Diyetetik Bölümü Hocaları İle Röportaj Sayfa 03 Öğrencilerin Gözünden Pandemi Döneminde Mesleki Uygulama Deneyimleri Sayfa 04 Covid-19 Salgınında Uygulanan Sosyal İzolasyonun Fiziksel Aktivite ve Yaşam Kalitesi Üzerindeki Etkisi Sayfa 05 Sağlık ve Teknoloji Köşesi Sayfa 06 "Dil ve Konuşma Terapisi ve Odyoloji Bölümü Meslek Tanıtımı" Semineri Zoom Üzerinden Gerçekleştirildi Sayfa 07

  • Other research product . 2020
    Open Access Turkish
    Authors: 
    Yılmaz, Burak;
    Publisher: Işık Üniversitesi
    Country: Turkey

    Işık Üniversitesi öğretim görevlileri tarafından Covid-19 Pandemisi'nin ele alındığı yazı dizisi serisinin "İzleme Deneyiminin Yarınına Dair" konu başlıklı yayınıdır. Sosyal izolasyonun ve evde kalmanın, alışkanlıklarımızı hem değiştirmekte hem de geliştirmekte olduğunu deneyimlediğimiz zamanlardan geçmekteyiz. Bu durumun yansımalarının, birçok farklı disiplinin konusu olduğu biliniyor. Bunlardan bir tanesi de izleme alışkanlıklarımızın uğradığı değişimin daha da görünür hale gelmesi diyebiliriz.

  • Other research product . Other ORP type . 2021
    Open Access Turkish
    Authors: 
    Gökçe, Sebla;
    Publisher: Maltepe Üniversitesi
    Country: Turkey

    Yeni tip koronavirüs salgını her yaştan çocuğun psikolojisini etkiledi. Uzmanlar kaygı ve stres kaynaklı olarak çocuklarda uykusuzluk, korkulu rüya, iştahsızlık, huzursuzluk görülebileceğini, pandemi dönemi yaşayan çocukların gelecekte kaygı düzeyleri yüksek bireylere dönüşebileceğini söylüyor.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Ertürk Beyter, Merve;
    Publisher: Ege Üniversitesi, Tıp Fakültesi
    Country: Turkey

    Background: Celiac disease is an enteropathy that occurs as a result of the consumption of gluten-containing foods in individuals with a genetic predisposition, and its treatment is a lifelong gluten-free diet. Due to COVID-19, a global pandemic was declared by WHO on March 11, 2020, and as a result, curfews were applied in our country. Objective: The aim of this study is to evaluate the effects of restrictive measures applied during the COVID-19 pandemic on children's adherence to the gluten-free diet. Method: The research was carried out in Ege University Faculty of Medicine, Department of Pediatric Gastroenterology, Hepatology and Nutrition. Fifty patients between the ages of 2 and 18 who were diagnosed with celiac disease and followed a gluten-free diet for at least 2 years were included in the study. Demographic data of the cases, body weight, height, body mass index values and standard deviation scores, tTG-IgA levels before and during the pandemic were recorded from the outpatient follow-up files and the hospital data system. Patients with serologically tTG-IgA levels above 20 U/ml were considered to have dietary compliance problems. A questionnaire was prepared verbally questioning the patients' compliance with the gluten-free diet and the factors that may affect it during the pandemic period. This questionnaire was filled in face to face during the outpatient follow-ups and with telephone interviews. Results: In our study, 31 (62%) of 50 celiac patients were female and 19 (38%) were male. The mean age at diagnosis is 11,93 ± 4,06 years. The three most common complaints at the time of diagnosis were growth retardation (56%), abdominal pain (46%), and diarrhea (36%). When our patients were evaluated anthropometrically before and after the pandemic; A statistically significant increase was found in body weight SDSs (p=0.006). A significant increase was found in height SDSs (p=0.01). There was an increase in BMI SDSs, but it was not statistically significant (p>0.05). While 64% of patients had negative tTG-IgA antibodies before the pandemic, this rate decreased to 56% during the pandemic, but no statistically significant difference was found (p=0.07). When dietary compliance was questioned verbally, 49 patients in our sample reported that they adhered to the diet before and after the pandemic. When the degree of adherence to the diet was questioned, 37 patients stated that they always adhered to the diet before and after the pandemic. When the tTG-IgA levels of these patients were compared before and after the pandemic, it was observed that there was an increase in antibody levels, but no statistically significant difference was found. This showed that the patient's statement was unreliable. When the frequency of eating out was questioned, a statistically significant decrease was observed during the pandemic compared to the pre-pandemic period (p=0.001). There was a decrease in the monthly income of the families during the pandemic, which was statistically significant (p=0.04). Before and during the pandemic, 45 patients stated that they had difficulty in supplying gluten-free food. While the most common reasons for this difficulty before the pandemic were that gluten-free products were expensive and not available in every market, the concern of being infected with COVID-19 and curfew were added to these during the pandemic. Conclusion: During the pandemic, there was an increase in the body weight and height SDS of the patients. This increase does not support the serological response. This suggests that the occurrence of inflammation and intestinal damage requires longer follow-up, and the time between pre-pandemic and pre-pandemic control examinations may be insufficient. Giriş: Çölyak hastalığı, genetik yatkınlığı olan bireylerde glüten içeren yiyeceklerin tüketilmesi sonucu ortaya çıkan bir enteropatidir ve tedavisi ömür boyu sürecek glütensiz diyettir. COVID-19 nedeniyle 11 Mart 2020’de DSÖ tarafından küresel pandemi ilan edilmiştir ve bunun sonucunda ülkemizde sokağa çıkma kısıtlamaları uygulanmıştır. Amaç: Bu çalışmanın amacı COVID-19 pandemisi sırasında uygulanan kısıtlayıcı önlemlerin çocukların glütensiz diyete uyumları üzerine etkilerinin değerlendirilmesidir. Yöntem: Araştırma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Bilim Dalında yapıldı. Çölyak hastalığı tanısı almış ve en az 2 yıl süreyle glütensiz diyet uygulayan 2-18 yaş aralığındaki 50 hasta çalışmaya dahil edildi. Olguların demografik verileri, pandemi öncesindeki ve pandemi sırasındaki vücut ağırlığı, boy, vücut kitle indeksi değerleri ve standart deviasyon skorları, tTG-IgA düzeyleri poliklinik izlem dosyalarından ve hastane veri sisteminden kaydedildi. Serolojik olarak tTG-IgA düzeyi 20 U/ml’nin üstünde olan hastaların diyete uyum sorunu olduğu kabul edildi. Hastaların glütensiz diyete uyumunu ve pandemi döneminde buna etki edebilecek faktörleri sözel olarak sorgulayan bir anket düzenlendi. Bu anket formu hastaların poliklinik izlemlerinde yüz yüze ve telefon görüşmesiyle dolduruldu. Bulgular: Çalışmamızda 50 çölyaklı olgunun 31’si (%62) kız, 19’i (%38) erkek idi. Ortalama yaşı 11,93 ± 4,06 yıldır. Tanı anındaki en sık üç yakınma büyüme geriliği (%56), karın ağrısı (%46), ishal (%36) idi. Hastalarımız antropometrik olarak pandemi öncesi ve sonrası değerlendirildiğinde; vücut ağırlığı SDS’lerinde istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı (p=0,006). Boy SDS’lerinde anlamlı artış bulundu (p=0,01). VKİ SDS’lerinde artış olduğu görüldü fakat istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Pandemi öncesi %64 hastanın tTG-IgA antikoru negatifken bu oran pandemi sırasında %56’ya düşmüştü, ancak istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0,07). Diyete uyum sözel olarak sorgulandığında örneklemimizdeki 49 hasta pandemiden önce ve sonra diyete uyduğunu bildirdi. Diyete uyum derecesi sorgulandığında 37 hasta pandemiden önce ve sonra diyete daima uyduğunu belirtti. Bu hastaların pandemi öncesi ve sonrası tTG-IgA düzeyleri kıyaslandığında antikor düzeylerinde artış olduğu görüldü fakat istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Bu da hastaların beyanının güvenilir olmadığını gösterdi. Dışarıda yemek yeme sıklığı sorgulandığında pandemi sırasında, pandemi öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma görüldü (p=0,001). Pandemi süresince ailelerin aylık gelirinde düşüş görüldü, istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,04). Pandemi öncesi ve pandemi sırasında 45 hasta glütensiz gıdayı tedarik etmekte zorlandığını belirtti. Pandemiden önce bu zorlanmanın en sık nedenleri glütensiz ürünlerin pahalı olması ve her markette bulunmaması iken, pandemi süresince bunlara COVID-19 ile enfekte olma endişesi ve sokağa çıkma yasağı da eklendi. Sonuç: Pandemi süresince hastaların vücut ağırlığı ve boy SDS’lerinde artış olmuştur. Bu artışı serolojik yanıt desteklememektedir. Bu durum inflamasyon ve bağırsaktaki hasarın ortaya çıkmasının daha uzun takip gerektirdiğini hastaların pandemi öncesi ve pandemi sırasındaki kontrol muayeneleri arasındaki sürenin yetersiz olabileceğini düşündürmektedir.

  • Other research product . Other ORP type . 2020
    Open Access Turkish
    Authors: 
    Aytun, Uğur; Özgüzel, Cem;
    Publisher: Kütahya Dumlupınar Üniversitesi
    Country: Turkey

    COVID-19 salgınının yaratacağı ekonomik tahribat ve politika yapıcılar tarafından ortaya atılan teşvik paketleri üzerine medyada oldukça yoğun bir tartışma söz konusu. Bir süredir gönüllü olarak evde kalma yoluyla çalışmalar sürüyor. Sosyal mesafelendirmenin salgının yayılmasının önlenmesi için en etkili yöntem olduğu göz önüne alındığında diğer birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de bu tedbirler sıkılaştırılarak sokağa çıkma yasağına gerek görülebilir. Temel gıda ve sağlık ihtiyaçlarını sağlayanlar dışında insanların evlerine kapanması durumunda, iktisadi işlerin de sekteye uğrayacağı aşikâr. Böyle bir durumda işlerin ne kadarı evden yürütülebilir? Biz bu yazıda virüsün yayılmasından sonra alınan sosyal mesafe tedbirleri (veya daha sıkı tedbirler) bağlamında Türkiye’de hangi mesleklerin evde yapılmaya müsait olduğunu, bunların bölgesel ve endüstriyel bazda nasıl farklılıklar gösterdiklerini ve ücretlerden aldıkları payları belirlemeye çalıştık. Bu çalışma mevcut şartların, meslek grupları, sektörler ve de bölgeler üstündeki olası etkileri hakkında bir fikir edinmeyi hedefledik.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Çakır, Yasemin;
    Publisher: Düzce Üniversitesi
    Country: Turkey

    YÖK Tez No: 682372 2019 yılının sonlarına doğru ortaya çıkan ve tüm dünyada pandemiye sebep olan yeni koronavirüs hastalığı (COVID-19), 2020 yılında tüm dünyada milyonlarca insanı enfekte etmiştir. Günümüzde COVID-19 ile ilgili çalışmalar giderek artmakta ve her geçen gün bilgiler değişmektedir. Bizim de bu çalışmadaki amacımız COVID-19 tanısı ile hastanede yatan hastaların yatış süresine etki eden faktörlerin incelenmesidir. Çalışmaya Mart 2020 ve Haziran 2020 tarihleri arasında hastanemiz enfeksiyon hastalıkları servisinde yatan 102 hasta dahil edildi. Hastaların yaşı ve cinsiyeti, komorbid hastalıkları, vital bulguları, yatış esnasındaki lökosit, nötrofil, lenfosit, monosit, hemoglobin (Hb), trombosit (PLT), ortalama trombosit hacmi (MPV), aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT) üre, kreatin, C-reaktif protein (CRP), fibrinojen, laktat dehidrojenaz (LDH), kreatinin, protrombin zamanı (PT), uluslararası normalleştirilmiş oran (INR), procalsitonin (pct), D-dimer, ferritin, troponin, nötrofil/lenfosit oranı (NLR) trombosit-lenfosit oranı (PLR), monosit-lenfosit oranı (MLR) ve MPV-lenfosit oranı (MPVLR) değerleri retrospektif olarak incelendi. COVID-19 PCR ve akciğer tomografilerindeki parankimal tutulumları sınıflandırıldı. Aldıkları antiviral, antibiyotik ve diğer destek tedavileri ve hastanede yatış süreleri kayıt edildi. İstatistiksel analiz için verilerin dağılımı Kolmogorov-Simirnov testi ile incelendi. İstatistiksel analizler SPSS v.22 paket programı ile yapıldı, anlamlılık düzeyi 0,05 olarak dikkate alındı. Çalışmamızda 51 erkek ve 51 kadın toplam 102 hasta değerlendirildi. Hastaların yaş ortalaması 56,51±15,48 yıl olarak bulundu. Ortalama hastane yatış süresi ortalama 7,58±3,35 gündü. DM, HT ve malignitesi olan hastalarda ve favipravir, enoksaparin ve vitamin C desteği alan hastalarda daha uzun hastane yatışı olduğu görüldü. Uzun süre hastane yatışı olan hastalarda ateş, procalsitonin, AST, LDH değerlerinin kısa yatış süresi olan hastalara göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptandı. Lenfosit sayısı ve yüzdesi, NLR, monosit sayısı, MPV/lenfosit oranı değerleri ise yedi günden uzun süre yatan hastalarda anlamlı düşük bulundu. iii The new coronavirus disease (COVID-19), which emerged towards the end of 2019 and caused a pandemic all over the world, infected millions of people all over the world in 2020. Nowadays, studies on COVID-19 are increasing and information changes day by day. Our aim in this study is to determine the factors affecting the length of stay of patients hospitalized with the diagnosis of COVID-19. 102 patients hospitalized in our hospital's infection ward between March 2020 and June 2020 were included in the study. Age, gender, comorbid diseases, vital signs, leukocyte, neutrophil, lymphocyte, monocyte, hemoglobin, platelet, mean platelet volume (MPV), aspartate aminotransferase (AST), alanine aminotransferase (ALT) urea, creatine, c-reactive protein (CRP), procalcitonin, d-dimer, fibrinogen, lactate dehydrogenase (LDH), creatinine, prothrombin time (PT), international normalized ratio (INR), procalcitonin (pct), d-dimer, ferritin, troponin, neutrophil / lymphocyte ratio (NLR) platelet-lymphocyte ratio (PLR), monocyte-lymphocyte ratio (MLR) and MPV-lymphocyte ratio values were analyzed retrospectively. Parenchymal involvement in COVID-19 PCR, hospitalization tomography were classified. The antiviral, antibiotic and other supportive treatments they received and the length of their hospital stay were included. For statistical analysis, the distribution of the data was examined using the Kolmogorov-Simirnov test. Statistical analyzes were made with SPSS v.22 package program, the level of significance was taken into account as 0.05. 51 male and 51 female patients were evaluated in our study. The mean age of the patients was 56.51 ± 15.48 years. Average hospital stay was 7.58 ± 3.35 days. The patients were evaluated as longer and shorter hospitalizations than five days, and longer and shorter hospitalizations than seven days. Longer hospital stays were observed in patients with DM, HT, malignancy and those receiving favipravir, enoxaparin and vitamin C supplements. Fever, procalcitonin, AST and LDH values iv were found to be significantly higher in patients who were hospitalized for a long time compared to patients with a short hospitalization period. Lymphocyte count and percentage, neutrophil-lymphocyte ratio, monocyte count, mean platelet volume (MPV) lymphocyte ratio values were found to be significantly lower in long hospitalized patients.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    İstanbul Gelişim Üniversitesi Rektörlüğü;
    Publisher: İstanbul Gelişim Üniversitesi / Istanbul Gelisim University
    Country: Turkey

    Dünyada pandemi sonrası feminist hareketler artacak! Dünya genelinde salgın döneminde kadına karşı aile içi şiddetin artış gösterdiğine dikkat çeken Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Elif Şahin, “Özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde salgının olumsuz etkileri, kadınların hali hazırda deneyimledikleri sosyoekonomik istikrarsızlık ve cinsiyet eşitsizliği üzerinden kendini göstermeye başladı. Salgından sonra feminist hareketin sesi daha gür çıkacak” dedi. Dünyanın Covid-19’un yarattığı krizin ekonomik sonuçlarıyla yüzleşmeye başladığını belirten konuşan İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Elif Şahin, “Salgının toplumsal cinsiyete bağlı ayrımcılık ve şiddet açısından yaratacağı sonuçlar da tartışılmaya başlandı. Özellikle Arap dünyasında kadınların iş gücüne katılımındaki düşüş feminist hareketin kriz döneminde sesini yükseltmesi için önemli bir fırsat olarak görülüyor” diye konuştu. Haberin devamı için www.gelisim.edu.tr’yi ziyaret edebilirsiniz.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    İstanbul Gelişim Üniversitesi Rektörlüğü;
    Publisher: İstanbul Gelişim Üniversitesi / Istanbul Gelisim University
    Country: Turkey

    ÜNiVERSiTEMiZiN GiRiŞLERiNDE HES KODU DENETiMi İlgili Kamu Kurumlarımızın aldığı kararlar doğrultusunda kampüs girişlerinde yapılacak HES kodu denetimleri hız ve pratiklik sağlamak amacıyla personel ve öğrenci kimlik kartları kullanılarak gerçekleştirilecektir. Aşı olmak veya covid-19 geçirmiş olmak veya 48 saati geçmeyen Covid 19 PCR negatif sonucu olmak kampüs girişi için sağlanması gereken şartlar arasındadır. Bu amaçla PERSİS sisteminde “KİŞİSEL” menüsünün altında bulunan “BİLGİLERİM” sekmesine HES kodu eklenecektir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Karadayı, Yıldız;
    Publisher: Kadir Has Üniversitesi
    Country: Turkey

    Uzamsal-zamansal veriler için denetlenmeyen anormallik tespiti, yer bilimi, trafik izleme, dolandırıcılık ve hastalık salgını tespiti gibi çok çeşitli uygulamalarda yaygın kullanıma sahiptir. Çoğu gerçek dünya zaman serisi verisi, genellikle ilgilenilen bölgenin koordinatları (enlem - boylam bilgisi gibi) cinsinden ifade edilen ek bir bağlam olarak bir uzamsal boyuta sahiptir. Bununla birlikte, mevcut teknikler, gözlemler arasındaki hem uzamsal hem de zamansal bağımlılığı göz önünde bulundurarak, uzaysal ve zamansal bağlamsal nitelikleri entegre ve anlamlı bir şekilde ele almakla sınırlıdır. Bu makalede, çok değişkenli uzay-zamansal verilerdeki denetimsiz anormallik algılama problemini çözmek için hibrit bir derin öğrenme çerçevesi önerilmiştir. Önerilen çerçeve, etiketlenmemiş verilerle çalışır ve anormallikler hakkında önceden bilgi sahibi olunmaz. Çok değişkenli uzamsal-zamansal verilerden temsili özelliklerin çıkarılmasında, son teknoloji uzamsal-zamansal anormallik algılama yaklaşımlarına kıyasla daha etkilidir. Kapsamlı deneyler, iki farklı bağlamsal veri kümesi kullanılarak gerçekleştirilir. İlk veri seti, Katrina Kasırgasının yer gerçeği olarak kullanıldığı Ulusal Veri Şamandırası Merkezi'nden alınan 2005 şamandıra veri setidir. Bu deneyde, önerilen hibrit çerçeve, karşılaştırmada kullanılan yöntemlere göre daha fazla sağlamlığın yanı sıra doğrulukta% 10'dan fazla iyileştirme sağlar. İkinci veri seti, İtalyan Sivil Koruma Dairesi'nin web sitesi tarafından sağlanan halka açık COVID-19 bölgesel verileridir. Bu deneyde sonuçlar, önerilen çerçevenin son teknoloji derin öğrenme mimarisine kıyasla mekansal-zamansal veriler için anormallik algılama performansında önemli iyileşme sağladığını göstermektedir. Unsupervised anomaly detection for spatio-temporal data has extensive use in a wide variety of applications such as earth science, traffic monitoring, fraud, and disease outbreak detection. Most real-world time series data have a spatial dimension as an additional context which is often expressed in terms of coordinates of the region of interest (such as latitude - longitude information). However, existing techniques are limited to handle spatial and temporal contextual attributes in an integrated and meaningful way considering both spatial and temporal dependency between observations. In this paper, a hybrid deep learning framework is proposed to solve the unsupervised anomaly detection problem in multivariate spatio-temporal data. The proposed framework works with unlabeled data and no prior knowledge about anomalies are assumed. It is more effective in extracting representative features from the multivariate spatio-temporal data compared to the state-of-the-art spatio-temporal anomaly detection approaches. Extensive set of experiments are conducted using two different contextual datasets. The first dataset is the buoy dataset of 2005 from National Data Buoy Center where the Hurricane Katrina is used as ground truth. In this experiment, the proposed hybrid framework achieves more than 10% improvement in accuracy along with increased robustness over the methods used in comparison. The second dataset is the public COVID-19 regional data provided by the website of Italian Department of Civil Protection. In this experiment, results show that proposed framework achieves significant improvement on anomaly detection performance for spatio-temporal data as compared to the state-of-the-art deep learning architecture.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Yılmaz, Hilal Seda;
    Publisher: Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi
    Country: Turkey

    Arthralgia is defined as a condition in which the joint pain is not accompanied by inflammatory markers. Arthritis is, however, defined as the inflammatory condition in which the joint pain is accompanied by at least one of swollen joints, redness, warm joints and limited range of motion. Joint pain is a common symptom among children and observed in many different diseases. The objective of our study is investigating etiology and retrospective evaluation of demographic data of children presenting with arthralgia.In our study, patients presenting with joint pain to General Pediatrics and Pediatric Subspecialty (Nephrology, Infectious Diseases, Hematology/Oncology and Emergency Department) Outpatient Clinics of Necmettin Erbakan University Meram Faculty of Medicine Department of Pediatrics between January 2020 and December 2021 were evaluated retrospectively. Patients’ presenting complaints, physical examination findings, laboratory results, radiological studies and outcome were evaluated. SPSS 23.0 package program was used for statistical analyses. A p0.005) Rate of leukocytosis and elevated erythrocyte sedimentation rate was found to be significantly higher in patients presenting with arthritis than those presenting with arthralgia.In conclusion, joint pain is a condition which is common among children and may be associated with many different final diagnoses. Time of onset of complaints, which joints are involved, presence of additional complaints, physical examination findings, additional symptoms, family history, trauma, and consumption of dairy products from raw milk, as well as some laboratory parameters and imaging modalities may serve as a guide in differential diagnosis. In children, arthralgias mostly have an acute onset and are associated with infections. In our study, the most common diagnosis in patients presenting with joint pain was brucella. This high rate of brucellosis is related to high rate of consumption of raw dairy products and stockbreeding in Konya and surroundings. Joint pain is included in differential diagnosis of many diseases due to nonspecific presenting complaints including fever, loss of appetite and malaise. Brucellosis should be considered in differential diagnosis and consumption of pasteurized dairy products should be encouraged in our country and the places where brucella is still prevalent like our region. Artralji eklem ağrısı ile beraberinde inflamatuar belirteçlerin olmadığı, artrit ise eklem ağrısının yanında eklemde şişlik, kızarıklık, ısı artışı ve hareket kısıtlılığından en az birisinin eşlik ettiği yangısal duruma denilir. Eklem ağrısı çocuklarda sık görülen semptomdur ve çok farklı hastalıkların bulgusu olabilir. Çalışmamızın amacı artralji ile başvuran çocuklarda etyolojiyi araştırmak ve kategorize etmek, demografik özelliklerini, hastaların başvuru yerlerine göre dağılımını, en sık başvuru şikayetlerini, başvurduğu bölüme göre yönlendirilen bölümleri tespit etmek ve bu hastaların son durumunu belirlemekti. Ayrıca içinde bulunduğumuz Covid-19 pandemisinin eklem ağrısı ile ilişkisini incelemekti. Çalışmamızda Ocak 2020- Aralık 2021 tarihleri arasında Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı çocuk genel ve yandal (nefroloji, enfeksiyon, hematoloji/onkoloji, acil) polikliniklerine eklem ağrısı ile başvuran hastalar geriye dönük incelendi. Hastaların başvuru şikayetleri, fizik muayeneleri, laboratuvar tetkikleri, radyolojik görüntülemeleri ve sonuç durumu değerlendirildi. İstatistiksel analizler için SPSS 23.0 programı kullanıldı. p 0,005) Artrit ile başvuranlarda artraljiye oranla lökositoz ve eritrosit sedimantasyon hızı yüksekliği anlamlı derecede yüksek oranda saptanmıştır. Sonuç olarak; eklem ağrısı şikayeti çocuklarda sık görülen ve çok farklı sonuç tanıları alabilen bir durumdur. Şikayetin başlama zamanı, hangi eklemlerin tutulduğu, ek şikayet varlığı, fizik muayene özellikleri, ek semptomları, aile öyküsü, travma, çiğ sütten süt ve süt ürünleri tüketimi ve bazı laboratuvar parametreleri ile görüntüleme teknikleri ayırıcı tanıda yol gösterici olabilir. Çocuklarda artraljilerin büyük çoğunluğu akut başlar ve enfeksiyon ile ilişkilidir. Çalışmamızda eklem ağrısı ile başvuran hastalarda en sık görülen tanı bruselloz olmuştur. Brusellanın yüksek oranda olması Konya ve çevresindeki illerde çiğ süt ve süt ürünleri ile beslenme ve hayvancılıkla uğraşmanın yaygın olması ile ilişkilidir. Eklem ağrısı, ateş, iştahsızlık, halsizlik gibi non spesifik şikayetlerle başvurduğundan birçok hastalıkla ayırıcı tanıya girer. Ülkemiz ve bölgemiz gibi halen yoğun brusella görülen bölgelerde ayırıcı tanıda akılda mutlaka bulundurulmalıdır ve pastörize süt ve ürünleri kullanılması teşvik edilmelidir.