Advanced search in Research products
Research products
arrow_drop_down
Searching FieldsTerms
Any field
arrow_drop_down
includes
arrow_drop_down
Include:
The following results are related to COVID-19. Are you interested to view more results? Visit OpenAIRE - Explore.
6,055 Research products, page 1 of 606

  • COVID-19
  • Publications
  • Research software
  • Other research products
  • Open Access
  • Turkish
  • COVID-19

10
arrow_drop_down
Relevance
arrow_drop_down
  • Publication . Article . 2020
    Open Access Turkish
    Authors: 
    TUZGÖL, Kamil;
    Publisher: Psikoterapi Enstitüsü

    Online psikoterapi ve danışmanlık özellikle çağımız gelişen dijital dünyasında interneti kullanabilme özelliği olan, telefon, bilgisayar ve benzeri iletişim araçları ile uygulanan bir terapi çeşididir. Dijital dünyanın ve internetin kullanımındaki hızlı artış ile orantılı olarak son dönemlerde popüler olan online terapiler klasik psikoterapi uygulamalarına göre maliyetinin daha uygun olması, gizliliğe önem veren hasta ve danışanlar açısından avantajları, ev ya da seyahatte olunması durumlarında dahi zaman ve mekân açısından getirdiği avantajlar gibi nedenlerle tercih edilmekte ve her geçen gün kullanımı ve çeşitliliği artmaktadır. Bu makalede online terapi hizmetlerinin tanımı, tarihçesi, hangi terapi ve danışmanlık hizmetlerini içerdiği, dünyada ve ülkemizdeki kullanımı, dünya ve ülkemiz ölçeğinde etik ilkeleri, standartları, avantaj ve dezavantajları açısından genel bir bakışın sağlanması amaçlanmıştır. Aynı zamanda uzun yıllardır geleneksel olarak yüz yüze uygulanan klasik psikoterapi ve psikolojik yardım uygulamalarında var olan mesleki standartların ve etik ilkelerin online psikoterapi ve danışmanlık alanına güncel olarak uyarlanmasında önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Günümüzde özellikle bireysel kullanımı artan çağdaş teknolojilerle birlikte, ihtiyaç duyulan ve Covid-19 pandemi döneminde önemi daha da artan online terapi hizmetlerinin ülkemizde yasal mevzuatının, etik ilke ve standartlarının daha fazla netleştirilmesi gerekmektedir. Online psychotherapy and counseling, in our rapidly developing digital world, refer to the types of therapies which can use internet, and which are applied via smartphones, computers and similar communication gadgets. In addition to the fact that online therapies have gained the popularity with the increasing usage of the digital world and the internet, they also have some advantages against the classic psychotherapy such as lower cost, higher privacy and conveniences about time and place that is provided even from homes or vacations; therefore, they are widely preferred and they grow in both application and diversity. In this article, it is aimed to provide a general information about the online therapies’ definition, history, types and services, application and ethical principles within the Turkey and the World, standards, advantages and disadvantages. Therewithal, this article's another point is to make recommendations about the current adaptations of vocational standards and ethical principles from the classic psychotherapy and consultancy which have been applied face-to-face for a long time to online psychotherapy and consultancy. Today, especially in the Turkey where the demand for online therapy and the usage of internet and technology systems are increasing, even more during the Covid-19 pandemic, the legal regulations, ethical principles and standards of the online therapy services need to be further clarified.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    ERBİR, Mustafa;
    Publisher: Hacettepe Üniversitesi

    This research was carried out to investigate the effect of organizational trust perceived by individuals working in health institutions during the Covid-19 pandemic on the level of psychological resilience. The research sample consists of individuals working in Erciyes University Medical Faculty Hospital in Kayseri province. Participants have different demographic characteristics such as gender, age, educational status, marital status and income level. In addition, research participants consist of a total of 348 individuals who provide both clinical and non-clinical services. Relational scanning technique, one of the quantitative research techniques, was used in the study. The data were collected by survey method. The data obtained were analyzed through the SPSS.22 program. As a result of the research, significant relationships were found between research variables and sub-dimensions. In addition, it was found that the level of "trust in the manager", one of the sub-dimensions of the organizational trust scale, has a positive and significant effect on the psychological resilience level of the employee in all sub-dimensions. Bu araştırma Covid-19 pandemisi sürecinde sağlık kurumlarında çalışan bireylerin algıladıkları örgütsel güvenin psikolojik dayanıklılık seviyesine etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırma örneklemi Kayseri ilinde bulunan Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde çalışan bireylerden oluşmaktadır. Katılımcılar cinsiyet, yaş, eğitim durumu, medeni durum ve gelir seviyesi gibi farklı demografik özelliklere sahiptirler. Buna ek olarak araştırma katılımcıları, hem klinik hizmetler sunan hem de klinik olmayan hizmetler sunan toplam 348 bireyden oluşmaktadır. Araştırmada nicel araştırma tekniklerinden ilişkisel tarama tekniği kullanılmıştır. Veriler anket yöntemi ile toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS.22 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda araştırmaya ait değişkenler ve alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca örgütsel güven ölçeğinin alt boyutlarından “yöneticiye güven” düzeyinin çalışanın psikolojik dayanıklılık seviyesine tüm alt boyutlarda pozitif yönlü ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    AÇIKALIN, Süleyman; SAKINÇ, İlker;
    Publisher: Hüzeyfe Süleyman ARSLAN

    Following the announcement of COVID-19 as a pandemic in March 2020, great losses were experienced in financial markets all over the World. The aim of this study is to evaluate the performances and volatility of Islamic and traditional markets. For this purpose, nine Islamic and nine traditional indices were selected from nine different countries/regions. The scope of the study extends from January 1, 2018 to December 1, 2021. This period is divided into two parts as post and pre-COVID-19, based on January 30, 2020 on which the World Health Organization (WHO) declared COVID-19 as a health crisis of international importance. The general evaluation of the two index groups in terms of return and risk was made according to the mean and standard deviation values from descriptive statistics. The Generalized Autoregressive Conditional Variance (GARCH) model was used for the volatility analysis. The average rate of returns of Islamic indices were above the returns of traditional indices both before and after January 30, 2020 periods. The volatility of returns in both types of indexes increased after the announcement of COVID-19 as a “Public Health Emergency of International Concern” by WHO on January 30th, 2020. Islamic index volatility before January 30th, 2020 was lower than the traditional indexes. This difference disappeared after January 30th, 2020 and the volatility persistence seems to be equalized at a higher level for both types of indexes. COVID-19’un pandemi olarak ilan edildiği 2020 yılının Mart ayında bütün dünya finansal piyasalarında büyük kayıplar yaşanmıştır. Bu çalışmanın amacı İslami ve geleneksel piyasaların performanslarını ve oynaklıklarını değerlendirmektir. Bu amaçla dokuz farklı ülke/bölgeden dokuz İslami ve dokuz geleneksel endeks seçilmiştir. Çalışmanın kapsamı 1 Ocak 2018’den 1 Aralık 2021 tarihine uzanmaktadır. Bu süre Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) COVID-19’u uluslararası öneme sahip bir sağlık krizi olarak açıkladığı 30 Ocak 2020 tarihine göre COVID-19 öncesi ve sonrası olarak ikiye bölünmüştür. İki endeks grubunun getiri ve risk anlamında genel değerlendirmesi tanımlayıcı istatistiklerden ortalama ve standart sapma değerlerine göre yapılmıştır. Oynaklık analizi için ise Genelleştirilmiş Otoregresif Koşullu Değişen Varyans (GARCH) modeli kullanılmıştır. İslami endekslerin ortalama getiri oranları gerek 30 Ocak 2020 öncesi ve gerek ise sonrasında geleneksel endekslerin getiri oranlarının üzerindedir. Getiri oynaklığı her iki endeks türü için de COVID-19’un DSÖ tarafından “Uluslararası Öneme Sahip Halk Sağlığı Acil Durumu” olarak ilan edilmesinden sonra artmıştır. 30 Ocak 2020 öncesi dönem için İslami endeks oynaklığı geleneksel endekslere göre daha düşüktür. 30 Ocak 2020 sonrasında bu fark ortadan kalkmış ve oynaklık kalıcılığı her iki endeks türü için de daha yüksek bir düzeyde eşitlenmiş görünmektedir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Aydıner Birsin YILDIZ; Gözde ALGÜN DOĞU;
    Publisher: Kocaeli Üniversitesi

    Objective: The aim of this study is to examine the depression and anxiety levels of the athletes in the Covid-19 pandemic in terms of some variables.Methods: The working group of the study was composed of 256 (female=127, male=129) athletes who participated in the study on the principle of volunteerism in accordance with the easily accessible sample method. In order to be included in the study group, athletes were required to be active competitive athletes just before the pandemic was declared. Descriptive data used in this study conducted with the scanning model Tuglu et al., Turkish adaptation by (2005) “Beck Depression Scale for Primary Care” and Turkish adaptation by Öner and Le Compte (1983) “status and continuous Anxiety Scale” was collected through.Results:According to the results obtained, athletes' status and constant anxiety and depression scores differ statistically according to gender, relationship status, economic income assessment, economic income loss due to pandemic and Covid-19 positive (p<0.05). In addition, statistically significant relationships were found between depression and anxiety levels in a positive direction (p<0.05).Conclusion: It has been determined that the increase in the depression and anxiety levels of the athletes due to the Covid-19 pandemic and isolation measures can be determined by the gender, relationship status, covid status, economic evaluation, change of residence and loss of income due to the pandemic. In addition, it has been determined that any increase in depression or anxiety levels may cause an increase in the other variable. Amaç: Bu araştırmada amaç Covid-19 pandemisinde sporcuların depresyon ve kaygı düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesidir. Yöntem: Araştırmanın çalışma grubu kolay ulaşılabilir örneklem yöntemi doğrultusunda gönüllülük ilkesiyle araştırmaya katılan 256 (kadın=127, erkek=129) sporcudan oluşturulmuştur. Çalışma grubuna dâhil olmak için sporculardan pandemi ilan edilmeden hemen önce aktif müsabık sporcu olma şartı aranmıştır. Tarama modelinde yürütülmüş betimsel bu araştırmada kullanılan veriler Tuğlu ve ark. tarafından Türkçe uyarlaması yapılan “Birinci Basamak İçin Beck Depresyon Ölçeği” ve Öner ve Le Compte tarafından Türkçe uyarlaması yapılan “Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği” aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: Sporcuların durumluk ve sürekli kaygı ile depresyon puanları cinsiyet, partner durumu, ekonomik gelir değerlendirmesi, pandemi nedeniyle ekonomik gelir kaybı yaşama ve Covid-19 geçirme durumuna göre istatistiksel olarak farklılaşmaktadır (p<0,05). Ayrıca depresyon ile kaygı düzeyleri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler saptanmıştır (p<0,05).Sonuç: Sporcuların depresyon ve kaygı düzeylerinin Covid-19 pandemisi ve izolasyon önlemleri nedeniyle gösterebileceği artışta cinsiyet, partner durumu, covid geçirme durumu, ekonomik değerlendirme, pandemi nedeniyle ikamet değişikliği ve gelir kaybı yaşama durumunun belirleyici olabileceği belirlenmiştir. Ayrıca depresyon ya da kaygı düzeylerinde yaşanılacak herhangi bir artışın, bir diğerinde de artışa neden olabileceği saptanmıştır.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Duygu ÖZER; Özlem ŞAHİN ALTUN;
    Publisher: Lut TAMAM

    COVID-19 not only creates vital physiological effects on human health, but also creates serious mental effects. Increasing death numbers, emerging new variants and uncertainties about the pandemic process cause people to fear. Increasing the individual protective factors during this period will prevent the emergence of fear even in a negative process such as a pandemic. Accordingly, one of the potential concepts that can help protect individuals from the negative effects of COVID-19 is thought to be self-compassion. The self-compassion that an individual will show to himself while going through these difficult times can be the salve for the fear of COVID-19 and the mental problems it causes during this period. In this direction; In this review, it is aimed to reveal the relationship between the fear of COVID-19 and the concepts of self-compassion. PubMed, PubMed Central (PMC), Google Scholar databases were searched and six studies were found that examined the fear of COVID-19 and the concept of self-compassion together. When studies are examined, it is reported that individuals with high self-compassion levels experience less fear of COVID-19 and reduce mental problems such as depression and anxiety disorder due to fear of COVID-19. The results of this review will raise awareness of mental health professionals that intervention studies focusing on self-compassion should be applied both to patients in clinical settings and to society in terms of preventive mental health. COVID-19, insan sağlığı üzerinde hayati fizyolojik etkiler oluşturmasının yanı sıra ciddi ruhsal etkiler de ortaya çıkarmaktadır. Artan ölüm sayıları, ortaya çıkan yeni varyantlar ve hala pandemi süreci ile ilgili olan belirsizlikler insanların korku duymasına sebep olmaktadır. Bu dönemde bireysel koruyucu faktörlerinin arttırılması pandemi gibi olumsuz bir süreçte dahi korkunun ortaya çıkmasına engel olacaktır. Buna bağlı olarak, COVID-19’un olumsuz etkilerinden toplumu korumada yardımcı olabilecek potansiyel kavramlardan birinin öz-şefkat olduğu düşünülmektedir. Bu zorlu zamanlardan geçerken bireyin kendisine göstereceği öz-şefkat bu dönemde yaşadığı COVID-19 korkusunun ve yol açtığı ruhsal sorunların merhemi olabilir. Bu doğrultuda; bu derlemede COVID-19 korkusu ile öz-şefkat kavramları arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmıştır. PubMed, PubMed Central (PMC), Google Scholar veri tabanları taranmış ve COVID-19 korkusu ile öz-şefkat kavramını birlikte inceleyen altı çalışmaya ulaşılmıştır. Yapılan çalışmalar incelendiğinde, öz-şefkat düzeyi yüksek olan bireylerin COVID-19 korkusunu daha az yaşadıkları ve COVID-19 korkusuna bağlı ortaya çıkan depresyon, anksiyete bozukluğu gibi ruhsal sorunları da azalttığı bildirilmektedir. Bu derlemenin sonuçları, öz-şefkati odak alan müdahale çalışmalarının hem klinik ortamda hastalara hem de koruyucu ruh sağlığı açısından topluma uygulanması gerektiği konusunda ruh sağlığı profesyonellerine farkındalık kazandıracaktır.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    METİN, Sevtap;
    Publisher: İstanbul Üniversitesi

    Objective: The study aims to analyze the issue of whether the application of vaccines developed in the COVID-19 pandemic can be legally enforced in terms of both international law and domestic law. Materials and Methods: Within the scope of the study, the jurisprudence of both the European Court of Human Rights and the Turkish Constitutional Court, which shows whether vaccinations can be made compulsory in general and the legal conditions of this, has been scanned. Legal normative analysis was made with the obtained data and then it was applied to COVID-19 vaccines by using the analogy method. Results: If COVID-19 vaccines are made compulsory, this situation will constitute an interference with fundamental rights and freedoms, as it does not meet the legality requirement in all aspects in our current Turkish legal system. Conclusion: Although it was quite successful in the period it was made, the 1930 Public Health Law is far from meeting the needs. There is no clarity in the Public Health Law on what kind of sanctions may be faced by those who do not comply, if the vaccines developed in the fight against the COVID-19 pandemic epidemic are made mandatory. Today, the authorities of the administration in the field of general health need to be rearranged by law in accordance with today's conditions. Amaç: Çalışma, COVID-19 pandemisinde geliştirilen aşıların uygulanmasının, hukuki açıdan zorunlu tutulup tutulamayacağı meselesinin gerek uluslararası hukuk gerekse iç hukuk düzeni açısından analiz edilmesini amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) gerek Türk Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) genel olarak aşıların zorunlu tutulup tutulamayacağı ve bunun hukuki koşullarını gösteren mahkeme içtihatları taranmıştır. Bu verilerden elde edilen sonuçlar ile hukuki normatif analiz yapılmış ve daha sonra benzetme/ analoji yönteminden yararlanılarak COVID-19 aşılarına uygulanmıştır. Bulgular: COVID-19 aşılarının zorunlu tutulması halinde bu durum halihazırdaki hukuk düzenimizde yasallık koşulunu bütün unsurlarıyla karşılamadığından temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil edecektir. Sonuç: Yapıldığı dönem itibariyle oldukça başarılı olsa da 1930 tarihli Umumi Hıfzısıhha Kanunu ihtiyacı karşılamaktan uzaktır. COVID-19 pandemi salgını ile mücadelede geliştirilen aşıların olunması zorunlu tutulduğu takdirde, buna uymayanların ne tür yaptırımlarla karşılaşabileceğine dair Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda açıklık bulunmamaktadır. Bugün için idarenin genel sağlık alanındaki yetkilerinin günümüz koşullarına uygun şekilde kanunla yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    AKTAŞ, Habibullah; ERTUĞRUL, Gökşen; KUTLU, Ömer;
    Publisher: Tokat Gaziosmanpasa University

    Dear Editor, The COVID-19 pandemic has been such a nightmare for about a year. The COVID-19 is a disease that mainly concerns the specialties of infectious and chest diseases. However, there was such a global pandemic that the experts of these specialties could not bear the patient’s burden. Approximately 150 million people have been diagnosed with COVID-19 and more than 2 million patients have died (1). Physicians of all specialties in medicine have taken care of patients in the COVID-19 outpatient and inpatient clinics in many countries across the world including Turkey (2,3).As dermatologists, we took care and followed up 283 COVID-19 patients in our hospital between August 2020 and January 2021. The criteria for hospitalization were mainly severe involvement of lungs in computed tomography and shortness of breath that clinically required oxygen support. Patients were treated according to the guide by Turkey's Health Ministry Coronavirus Science Council. Favipravir and enoxaparine were given to all hospitalized patients while systemic antibiotics, systemic steroids, tocilizumab and other supportive agents were administered according to the patient's condition. Infection or chest diseases clinic was consulted if needed.The total number of patients with COVID-19 we followed up was 283 (141 women, 142 men). The age range of the patients was 21-95, the mean age was 63.33. 63 of the patients (22%) were under 60 years old. 24 patients (8.5%) were taken to intensive care during follow-up. 21 (7%) of the patients whose age range was between 60-95 years died. The average age of the patients who died due to COVID-19 was 74.6 years (3 male, 9 female). According to the most recent data from the Ministry of Health in Turkey, case-fatality rate is 1.5% (4). However, Çag and colleagues reported the death rate in patients who were hospitalized was 12% in their study that was performed in the first months of the outbreak. In that study, the average age of the patients who hospitalized was 61 years while the average age of patients who died was 74.5 years (5). Except death rate, other parameters are similar to each other. It can be suggested that in the later stages of the pandemic, the case-fatality rate decreased due to increased awareness of the diagnosis and administration of the diseases. Hospitalization time of the patients varied between 1-45 days. Average hospital stay was 8 days. A senior dermatologists say that dermatologists are not a doctor of the skin, in fact, they are a physician who deals with the skin (6). Dermatologists, who grew up with the concept that each skin disease may also be a reflection of an internal problem, did not experience difficulties in pandemic management. Further, they enrich their knowledge about infection and chest diseases. Dermatologists, who are the authors of this paper, were infected with the new coronavirus. After the recovery, they continued their duties in COVID-19 inpatient services.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Sevil Alkan Çeviker; Emine Kübra Dindar Demiray;
    Publisher: Deneysel, Biyoteknolojik, Klinik ve Stratejik Sağlık Araştırmaları Derneği

    COVİD 19 enfeksiyonun yaygın belirtileri solunum semptomları, ateş yüksekliği, öksürük ve dispnedir. COVİD 19 enfeksiyonu asemptomatik seyredebileceği gibi, hafif seyirli solunum yolu enfeksiyonundan, pnömoni, ağır akut solunum yolu enfeksiyonuna kadar çeşitli yelpazede enfeksiyon bulgusuna sebep olabilir. Günümüzde SARS-CoV-2 (novel-virüs) pandemisi hepimizin gündemini meşgul etmektedir. Bir çok viral etken de benzer semptom ve bulgulara neden olabileceğinden ayırıcı tanıda akılda tutulmalıdır. Common symptoms of COVID 19 infection are respiratory symptoms, fever, cough, and dyspnea. COVID 19 infection may progress asymptomatically and may cause a variety of infection findings from mild respiratory tract infection to pneumonia to severe acute respiratory infection. Today, the SARS-CoV-2 (novel-virus) pandemic occupies the agenda of all of us. It should be kept in mind in differential diagnosis as many viral factors can cause similar symptoms and signs.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Kadriye Peker; Gülsüm Ak; Özen Onur; Sabire Deger Işler; Mustafa Mert Açikgöz;
    Publisher: İstanbul Üniversitesi

    The COVID-19 pandemic causes an increase in oral health inequalities, restriction of oral health promotion programs and preventive oral health services for the community. According to the common risk approach, oral health services should be integrated into primary health care services in order to manage oral diseases that share the same risk factors with chronic systemic diseases. Multidisciplinary studies should be focused on public health practices by adopting the “One Health” concept. In order to increase the popuation based oral health outcomes, there is a need for oral health promotion programs that take into account the cooperation between sectors, working flexibility, capacity,the ethical rules of social justice, equality and human rights within the framework of the biopsychosocial approach. Information technologies and social media networks should be used to increase the literacy of the population on “COVID-19 and Oral Health”. In this period, it is also important to carry out oral health needs assessment at population level through surveillance and public health studies. Priority should be given to programs for the protection and improvement of oral health among disadvantaged groups, children and the elderly who have difficulty in accessing oral health services due to limitation of movement and social determinants of health. COVID-19 pandemisi, ağız sağlığı eşitsizliklerinin artmasına, topluma yönelik ağız diş sağlığını geliştirme programlarının ve koruyucu ağız sağlığı hizmetlerinin kısıtlanmasına neden olmaktadır. Ortak risk yaklaşımına göre kronik sistemik hastalıklar ile aynı risk faktörlerini paylaşan ağız hastalıklarının yönetilebilmesi için ağız sağlığı hizmetlerinin birinci basamak sağlık hizmetlerine entegre edilmesi gerekmektedir. ‘Tek Sağlık’ konsepti benimsenerek halk sağlığı uygulamalarında multidisipliner çalışmalara ağırlık verilmelidir. Toplumun ağız sağlığı çıktılarını arttırmak için biyopsikososyal yaklaşım çerçevesinde sektörler arası işbirliği, çalışma esnekliği, kapasitesi, sosyal adalet, eşitlik ve insan hakları etik kuralları dikkate alınarak planlanan ağız sağlığını geliştirme programlarına ihtiyaç vardır. Toplumun “COVID-19 ve Ağız Sağlığı” konusunda okuryazarlığını arttırmak için enformasyon teknolojileri ve sosyal medya ağları kullanılmalıdır. Bu dönemde, sürveyans ve halk sağlığı çalışmaları vasıtasıyla toplumsal düzeyde ağız sağlığı ihtiyaç değerlendirilmesinin yapılması da önemlidir. Hareket kısıtlaması ve sağlığın sosyal belirteçleri nedeniyle ağız sağlığı hizmetlerine ulaşmada zorluk yaşayan dezavantajlı gruplar, çocuk ve yaşlılar için ağız sağlığının korunması ve geliştirilmesine yönelik programlara öncelik verilmelidir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Canan NAKİBOĞLU;
    Publisher: Maarif Mektepleri

    This study aimed to examine in-depth whether chemistry teachers include experimental studies in their classes during the Covid-19 process and if not, the reasons for this. For this purpose, the study was carried out according to the case study pattern, one of the qualitative research designs. A total of 47 chemistry teachers, 36 female and 11 male, working in different provinces of Turkey, were included in the study through easily accessible sampling. A Google form developed to collect data was used as a data collection tool and data analysis was carried out with content analysis. It was determined that 64% of the teachers in the study group did not include experimental work in their courses in the distance education process, and they put forward six reasons: environment inconsistency, student-oriented, program-oriented, exam-oriented, personal and technical reasons. It was determined that 72% of the teachers were aware of the interactive experiment videos on the OGM material site, while 66% of the chemistry teachers viewed these experiment videos. While 26 of the 31 teachers who examined the experiments stated that the videos were useful, suitable for the student's level and could contribute to learning, it was concluded that five teachers thought the videos were insufficient numerically. Another conclusion reached in the study is that most of the chemistry teachers participating in the study want to receive training on how to use experimental studies in lessons during the distance education process. At the end of the study, suggestions about how chemistry teachers can add experimental studies to their lessons and for the training of prospective chemistry teachers are given. Thus, it is foreseen that the results of the study can be a guide for teachers working in schools that do not have laboratory facilities, as well as how experimental studies can be added to the lessons in case of possible distance education planning. Bu çalışmada kimya öğretmenlerinin Covid-19 sürecinde derslerinde deneysel çalışmalara yer verip vermedikleri ve yer verilmediyse bunun nedenlerinin derinlemesine incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan 36 kadın ve 11 erkek olmak üzere toplam 47 kimya öğretmeni katılmıştır. Çalışmada veri toplamak üzere geliştirilen bir Google form veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Çalışmada, çalışma grubunda yer alan öğretmenlerin %64’ünün uzaktan eğitim sürecinde derslerinde deneysel çalışmaya yer vermedikleri ve deneysel çalışmalara yer vermeme nedenlerinin, ortam uygunsuzluğu, öğrenci odaklı nedenler, program odaklı nedenler, sınav odaklı nedenler, kişisel nedenler ve teknik nedenler olmak üzere altı başlık altında toplandığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin %72’sinin OGM materyal sitesinde yer alan etkileşimli deney videolarından haberdar oldukları belirlenirken, kimya öğretmenlerinin %66’sının bu deney videolarını inceledikleri belirlenmiştir. Deneyleri inceleyen öğretmenlerin önemli bir kısmı videoları yararlı, öğrenci seviyesine uygun ve öğrenmeye katkı sağlayabilecek olduğunu belirtirken öğretmenlerin az bir kısmı videoların sayısal anlamda yetersiz olduğunu düşündüğü sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada ulaşılan diğer bir sonuç, çalışmaya katılan kimya öğretmenlerinin büyük bir kısmının uzaktan eğitim sürecinde deneysel çalışmaları derslerde nasıl kullanacaklarına yönelik bir eğitim almak istedikleri şeklindedir. Çalışma sonunda kimya öğretmenleri için bu tür bir eğitimin nasıl olması gerektiği konusunda ve kimya öğretmen yetiştirilmesine yönelik önerilere yer verilmiştir. Böylece çalışma sonuçları, hem olası bir uzaktan eğitim planlaması durumunda deneysel çalışmalar konusunda neler yapılabileceği hem de laboratuvar imkânı olmayan okullarda görev yapan öğretmenlere yol gösterici olunabilir.

Advanced search in Research products
Research products
arrow_drop_down
Searching FieldsTerms
Any field
arrow_drop_down
includes
arrow_drop_down
Include:
The following results are related to COVID-19. Are you interested to view more results? Visit OpenAIRE - Explore.
6,055 Research products, page 1 of 606
  • Publication . Article . 2020
    Open Access Turkish
    Authors: 
    TUZGÖL, Kamil;
    Publisher: Psikoterapi Enstitüsü

    Online psikoterapi ve danışmanlık özellikle çağımız gelişen dijital dünyasında interneti kullanabilme özelliği olan, telefon, bilgisayar ve benzeri iletişim araçları ile uygulanan bir terapi çeşididir. Dijital dünyanın ve internetin kullanımındaki hızlı artış ile orantılı olarak son dönemlerde popüler olan online terapiler klasik psikoterapi uygulamalarına göre maliyetinin daha uygun olması, gizliliğe önem veren hasta ve danışanlar açısından avantajları, ev ya da seyahatte olunması durumlarında dahi zaman ve mekân açısından getirdiği avantajlar gibi nedenlerle tercih edilmekte ve her geçen gün kullanımı ve çeşitliliği artmaktadır. Bu makalede online terapi hizmetlerinin tanımı, tarihçesi, hangi terapi ve danışmanlık hizmetlerini içerdiği, dünyada ve ülkemizdeki kullanımı, dünya ve ülkemiz ölçeğinde etik ilkeleri, standartları, avantaj ve dezavantajları açısından genel bir bakışın sağlanması amaçlanmıştır. Aynı zamanda uzun yıllardır geleneksel olarak yüz yüze uygulanan klasik psikoterapi ve psikolojik yardım uygulamalarında var olan mesleki standartların ve etik ilkelerin online psikoterapi ve danışmanlık alanına güncel olarak uyarlanmasında önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Günümüzde özellikle bireysel kullanımı artan çağdaş teknolojilerle birlikte, ihtiyaç duyulan ve Covid-19 pandemi döneminde önemi daha da artan online terapi hizmetlerinin ülkemizde yasal mevzuatının, etik ilke ve standartlarının daha fazla netleştirilmesi gerekmektedir. Online psychotherapy and counseling, in our rapidly developing digital world, refer to the types of therapies which can use internet, and which are applied via smartphones, computers and similar communication gadgets. In addition to the fact that online therapies have gained the popularity with the increasing usage of the digital world and the internet, they also have some advantages against the classic psychotherapy such as lower cost, higher privacy and conveniences about time and place that is provided even from homes or vacations; therefore, they are widely preferred and they grow in both application and diversity. In this article, it is aimed to provide a general information about the online therapies’ definition, history, types and services, application and ethical principles within the Turkey and the World, standards, advantages and disadvantages. Therewithal, this article's another point is to make recommendations about the current adaptations of vocational standards and ethical principles from the classic psychotherapy and consultancy which have been applied face-to-face for a long time to online psychotherapy and consultancy. Today, especially in the Turkey where the demand for online therapy and the usage of internet and technology systems are increasing, even more during the Covid-19 pandemic, the legal regulations, ethical principles and standards of the online therapy services need to be further clarified.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    ERBİR, Mustafa;
    Publisher: Hacettepe Üniversitesi

    This research was carried out to investigate the effect of organizational trust perceived by individuals working in health institutions during the Covid-19 pandemic on the level of psychological resilience. The research sample consists of individuals working in Erciyes University Medical Faculty Hospital in Kayseri province. Participants have different demographic characteristics such as gender, age, educational status, marital status and income level. In addition, research participants consist of a total of 348 individuals who provide both clinical and non-clinical services. Relational scanning technique, one of the quantitative research techniques, was used in the study. The data were collected by survey method. The data obtained were analyzed through the SPSS.22 program. As a result of the research, significant relationships were found between research variables and sub-dimensions. In addition, it was found that the level of "trust in the manager", one of the sub-dimensions of the organizational trust scale, has a positive and significant effect on the psychological resilience level of the employee in all sub-dimensions. Bu araştırma Covid-19 pandemisi sürecinde sağlık kurumlarında çalışan bireylerin algıladıkları örgütsel güvenin psikolojik dayanıklılık seviyesine etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırma örneklemi Kayseri ilinde bulunan Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde çalışan bireylerden oluşmaktadır. Katılımcılar cinsiyet, yaş, eğitim durumu, medeni durum ve gelir seviyesi gibi farklı demografik özelliklere sahiptirler. Buna ek olarak araştırma katılımcıları, hem klinik hizmetler sunan hem de klinik olmayan hizmetler sunan toplam 348 bireyden oluşmaktadır. Araştırmada nicel araştırma tekniklerinden ilişkisel tarama tekniği kullanılmıştır. Veriler anket yöntemi ile toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS.22 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda araştırmaya ait değişkenler ve alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca örgütsel güven ölçeğinin alt boyutlarından “yöneticiye güven” düzeyinin çalışanın psikolojik dayanıklılık seviyesine tüm alt boyutlarda pozitif yönlü ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    AÇIKALIN, Süleyman; SAKINÇ, İlker;
    Publisher: Hüzeyfe Süleyman ARSLAN

    Following the announcement of COVID-19 as a pandemic in March 2020, great losses were experienced in financial markets all over the World. The aim of this study is to evaluate the performances and volatility of Islamic and traditional markets. For this purpose, nine Islamic and nine traditional indices were selected from nine different countries/regions. The scope of the study extends from January 1, 2018 to December 1, 2021. This period is divided into two parts as post and pre-COVID-19, based on January 30, 2020 on which the World Health Organization (WHO) declared COVID-19 as a health crisis of international importance. The general evaluation of the two index groups in terms of return and risk was made according to the mean and standard deviation values from descriptive statistics. The Generalized Autoregressive Conditional Variance (GARCH) model was used for the volatility analysis. The average rate of returns of Islamic indices were above the returns of traditional indices both before and after January 30, 2020 periods. The volatility of returns in both types of indexes increased after the announcement of COVID-19 as a “Public Health Emergency of International Concern” by WHO on January 30th, 2020. Islamic index volatility before January 30th, 2020 was lower than the traditional indexes. This difference disappeared after January 30th, 2020 and the volatility persistence seems to be equalized at a higher level for both types of indexes. COVID-19’un pandemi olarak ilan edildiği 2020 yılının Mart ayında bütün dünya finansal piyasalarında büyük kayıplar yaşanmıştır. Bu çalışmanın amacı İslami ve geleneksel piyasaların performanslarını ve oynaklıklarını değerlendirmektir. Bu amaçla dokuz farklı ülke/bölgeden dokuz İslami ve dokuz geleneksel endeks seçilmiştir. Çalışmanın kapsamı 1 Ocak 2018’den 1 Aralık 2021 tarihine uzanmaktadır. Bu süre Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) COVID-19’u uluslararası öneme sahip bir sağlık krizi olarak açıkladığı 30 Ocak 2020 tarihine göre COVID-19 öncesi ve sonrası olarak ikiye bölünmüştür. İki endeks grubunun getiri ve risk anlamında genel değerlendirmesi tanımlayıcı istatistiklerden ortalama ve standart sapma değerlerine göre yapılmıştır. Oynaklık analizi için ise Genelleştirilmiş Otoregresif Koşullu Değişen Varyans (GARCH) modeli kullanılmıştır. İslami endekslerin ortalama getiri oranları gerek 30 Ocak 2020 öncesi ve gerek ise sonrasında geleneksel endekslerin getiri oranlarının üzerindedir. Getiri oynaklığı her iki endeks türü için de COVID-19’un DSÖ tarafından “Uluslararası Öneme Sahip Halk Sağlığı Acil Durumu” olarak ilan edilmesinden sonra artmıştır. 30 Ocak 2020 öncesi dönem için İslami endeks oynaklığı geleneksel endekslere göre daha düşüktür. 30 Ocak 2020 sonrasında bu fark ortadan kalkmış ve oynaklık kalıcılığı her iki endeks türü için de daha yüksek bir düzeyde eşitlenmiş görünmektedir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Aydıner Birsin YILDIZ; Gözde ALGÜN DOĞU;
    Publisher: Kocaeli Üniversitesi

    Objective: The aim of this study is to examine the depression and anxiety levels of the athletes in the Covid-19 pandemic in terms of some variables.Methods: The working group of the study was composed of 256 (female=127, male=129) athletes who participated in the study on the principle of volunteerism in accordance with the easily accessible sample method. In order to be included in the study group, athletes were required to be active competitive athletes just before the pandemic was declared. Descriptive data used in this study conducted with the scanning model Tuglu et al., Turkish adaptation by (2005) “Beck Depression Scale for Primary Care” and Turkish adaptation by Öner and Le Compte (1983) “status and continuous Anxiety Scale” was collected through.Results:According to the results obtained, athletes' status and constant anxiety and depression scores differ statistically according to gender, relationship status, economic income assessment, economic income loss due to pandemic and Covid-19 positive (p<0.05). In addition, statistically significant relationships were found between depression and anxiety levels in a positive direction (p<0.05).Conclusion: It has been determined that the increase in the depression and anxiety levels of the athletes due to the Covid-19 pandemic and isolation measures can be determined by the gender, relationship status, covid status, economic evaluation, change of residence and loss of income due to the pandemic. In addition, it has been determined that any increase in depression or anxiety levels may cause an increase in the other variable. Amaç: Bu araştırmada amaç Covid-19 pandemisinde sporcuların depresyon ve kaygı düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesidir. Yöntem: Araştırmanın çalışma grubu kolay ulaşılabilir örneklem yöntemi doğrultusunda gönüllülük ilkesiyle araştırmaya katılan 256 (kadın=127, erkek=129) sporcudan oluşturulmuştur. Çalışma grubuna dâhil olmak için sporculardan pandemi ilan edilmeden hemen önce aktif müsabık sporcu olma şartı aranmıştır. Tarama modelinde yürütülmüş betimsel bu araştırmada kullanılan veriler Tuğlu ve ark. tarafından Türkçe uyarlaması yapılan “Birinci Basamak İçin Beck Depresyon Ölçeği” ve Öner ve Le Compte tarafından Türkçe uyarlaması yapılan “Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği” aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: Sporcuların durumluk ve sürekli kaygı ile depresyon puanları cinsiyet, partner durumu, ekonomik gelir değerlendirmesi, pandemi nedeniyle ekonomik gelir kaybı yaşama ve Covid-19 geçirme durumuna göre istatistiksel olarak farklılaşmaktadır (p<0,05). Ayrıca depresyon ile kaygı düzeyleri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler saptanmıştır (p<0,05).Sonuç: Sporcuların depresyon ve kaygı düzeylerinin Covid-19 pandemisi ve izolasyon önlemleri nedeniyle gösterebileceği artışta cinsiyet, partner durumu, covid geçirme durumu, ekonomik değerlendirme, pandemi nedeniyle ikamet değişikliği ve gelir kaybı yaşama durumunun belirleyici olabileceği belirlenmiştir. Ayrıca depresyon ya da kaygı düzeylerinde yaşanılacak herhangi bir artışın, bir diğerinde de artışa neden olabileceği saptanmıştır.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Duygu ÖZER; Özlem ŞAHİN ALTUN;
    Publisher: Lut TAMAM

    COVID-19 not only creates vital physiological effects on human health, but also creates serious mental effects. Increasing death numbers, emerging new variants and uncertainties about the pandemic process cause people to fear. Increasing the individual protective factors during this period will prevent the emergence of fear even in a negative process such as a pandemic. Accordingly, one of the potential concepts that can help protect individuals from the negative effects of COVID-19 is thought to be self-compassion. The self-compassion that an individual will show to himself while going through these difficult times can be the salve for the fear of COVID-19 and the mental problems it causes during this period. In this direction; In this review, it is aimed to reveal the relationship between the fear of COVID-19 and the concepts of self-compassion. PubMed, PubMed Central (PMC), Google Scholar databases were searched and six studies were found that examined the fear of COVID-19 and the concept of self-compassion together. When studies are examined, it is reported that individuals with high self-compassion levels experience less fear of COVID-19 and reduce mental problems such as depression and anxiety disorder due to fear of COVID-19. The results of this review will raise awareness of mental health professionals that intervention studies focusing on self-compassion should be applied both to patients in clinical settings and to society in terms of preventive mental health. COVID-19, insan sağlığı üzerinde hayati fizyolojik etkiler oluşturmasının yanı sıra ciddi ruhsal etkiler de ortaya çıkarmaktadır. Artan ölüm sayıları, ortaya çıkan yeni varyantlar ve hala pandemi süreci ile ilgili olan belirsizlikler insanların korku duymasına sebep olmaktadır. Bu dönemde bireysel koruyucu faktörlerinin arttırılması pandemi gibi olumsuz bir süreçte dahi korkunun ortaya çıkmasına engel olacaktır. Buna bağlı olarak, COVID-19’un olumsuz etkilerinden toplumu korumada yardımcı olabilecek potansiyel kavramlardan birinin öz-şefkat olduğu düşünülmektedir. Bu zorlu zamanlardan geçerken bireyin kendisine göstereceği öz-şefkat bu dönemde yaşadığı COVID-19 korkusunun ve yol açtığı ruhsal sorunların merhemi olabilir. Bu doğrultuda; bu derlemede COVID-19 korkusu ile öz-şefkat kavramları arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmıştır. PubMed, PubMed Central (PMC), Google Scholar veri tabanları taranmış ve COVID-19 korkusu ile öz-şefkat kavramını birlikte inceleyen altı çalışmaya ulaşılmıştır. Yapılan çalışmalar incelendiğinde, öz-şefkat düzeyi yüksek olan bireylerin COVID-19 korkusunu daha az yaşadıkları ve COVID-19 korkusuna bağlı ortaya çıkan depresyon, anksiyete bozukluğu gibi ruhsal sorunları da azalttığı bildirilmektedir. Bu derlemenin sonuçları, öz-şefkati odak alan müdahale çalışmalarının hem klinik ortamda hastalara hem de koruyucu ruh sağlığı açısından topluma uygulanması gerektiği konusunda ruh sağlığı profesyonellerine farkındalık kazandıracaktır.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    METİN, Sevtap;
    Publisher: İstanbul Üniversitesi

    Objective: The study aims to analyze the issue of whether the application of vaccines developed in the COVID-19 pandemic can be legally enforced in terms of both international law and domestic law. Materials and Methods: Within the scope of the study, the jurisprudence of both the European Court of Human Rights and the Turkish Constitutional Court, which shows whether vaccinations can be made compulsory in general and the legal conditions of this, has been scanned. Legal normative analysis was made with the obtained data and then it was applied to COVID-19 vaccines by using the analogy method. Results: If COVID-19 vaccines are made compulsory, this situation will constitute an interference with fundamental rights and freedoms, as it does not meet the legality requirement in all aspects in our current Turkish legal system. Conclusion: Although it was quite successful in the period it was made, the 1930 Public Health Law is far from meeting the needs. There is no clarity in the Public Health Law on what kind of sanctions may be faced by those who do not comply, if the vaccines developed in the fight against the COVID-19 pandemic epidemic are made mandatory. Today, the authorities of the administration in the field of general health need to be rearranged by law in accordance with today's conditions. Amaç: Çalışma, COVID-19 pandemisinde geliştirilen aşıların uygulanmasının, hukuki açıdan zorunlu tutulup tutulamayacağı meselesinin gerek uluslararası hukuk gerekse iç hukuk düzeni açısından analiz edilmesini amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) gerek Türk Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) genel olarak aşıların zorunlu tutulup tutulamayacağı ve bunun hukuki koşullarını gösteren mahkeme içtihatları taranmıştır. Bu verilerden elde edilen sonuçlar ile hukuki normatif analiz yapılmış ve daha sonra benzetme/ analoji yönteminden yararlanılarak COVID-19 aşılarına uygulanmıştır. Bulgular: COVID-19 aşılarının zorunlu tutulması halinde bu durum halihazırdaki hukuk düzenimizde yasallık koşulunu bütün unsurlarıyla karşılamadığından temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil edecektir. Sonuç: Yapıldığı dönem itibariyle oldukça başarılı olsa da 1930 tarihli Umumi Hıfzısıhha Kanunu ihtiyacı karşılamaktan uzaktır. COVID-19 pandemi salgını ile mücadelede geliştirilen aşıların olunması zorunlu tutulduğu takdirde, buna uymayanların ne tür yaptırımlarla karşılaşabileceğine dair Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda açıklık bulunmamaktadır. Bugün için idarenin genel sağlık alanındaki yetkilerinin günümüz koşullarına uygun şekilde kanunla yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    AKTAŞ, Habibullah; ERTUĞRUL, Gökşen; KUTLU, Ömer;
    Publisher: Tokat Gaziosmanpasa University

    Dear Editor, The COVID-19 pandemic has been such a nightmare for about a year. The COVID-19 is a disease that mainly concerns the specialties of infectious and chest diseases. However, there was such a global pandemic that the experts of these specialties could not bear the patient’s burden. Approximately 150 million people have been diagnosed with COVID-19 and more than 2 million patients have died (1). Physicians of all specialties in medicine have taken care of patients in the COVID-19 outpatient and inpatient clinics in many countries across the world including Turkey (2,3).As dermatologists, we took care and followed up 283 COVID-19 patients in our hospital between August 2020 and January 2021. The criteria for hospitalization were mainly severe involvement of lungs in computed tomography and shortness of breath that clinically required oxygen support. Patients were treated according to the guide by Turkey's Health Ministry Coronavirus Science Council. Favipravir and enoxaparine were given to all hospitalized patients while systemic antibiotics, systemic steroids, tocilizumab and other supportive agents were administered according to the patient's condition. Infection or chest diseases clinic was consulted if needed.The total number of patients with COVID-19 we followed up was 283 (141 women, 142 men). The age range of the patients was 21-95, the mean age was 63.33. 63 of the patients (22%) were under 60 years old. 24 patients (8.5%) were taken to intensive care during follow-up. 21 (7%) of the patients whose age range was between 60-95 years died. The average age of the patients who died due to COVID-19 was 74.6 years (3 male, 9 female). According to the most recent data from the Ministry of Health in Turkey, case-fatality rate is 1.5% (4). However, Çag and colleagues reported the death rate in patients who were hospitalized was 12% in their study that was performed in the first months of the outbreak. In that study, the average age of the patients who hospitalized was 61 years while the average age of patients who died was 74.5 years (5). Except death rate, other parameters are similar to each other. It can be suggested that in the later stages of the pandemic, the case-fatality rate decreased due to increased awareness of the diagnosis and administration of the diseases. Hospitalization time of the patients varied between 1-45 days. Average hospital stay was 8 days. A senior dermatologists say that dermatologists are not a doctor of the skin, in fact, they are a physician who deals with the skin (6). Dermatologists, who grew up with the concept that each skin disease may also be a reflection of an internal problem, did not experience difficulties in pandemic management. Further, they enrich their knowledge about infection and chest diseases. Dermatologists, who are the authors of this paper, were infected with the new coronavirus. After the recovery, they continued their duties in COVID-19 inpatient services.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Sevil Alkan Çeviker; Emine Kübra Dindar Demiray;
    Publisher: Deneysel, Biyoteknolojik, Klinik ve Stratejik Sağlık Araştırmaları Derneği

    COVİD 19 enfeksiyonun yaygın belirtileri solunum semptomları, ateş yüksekliği, öksürük ve dispnedir. COVİD 19 enfeksiyonu asemptomatik seyredebileceği gibi, hafif seyirli solunum yolu enfeksiyonundan, pnömoni, ağır akut solunum yolu enfeksiyonuna kadar çeşitli yelpazede enfeksiyon bulgusuna sebep olabilir. Günümüzde SARS-CoV-2 (novel-virüs) pandemisi hepimizin gündemini meşgul etmektedir. Bir çok viral etken de benzer semptom ve bulgulara neden olabileceğinden ayırıcı tanıda akılda tutulmalıdır. Common symptoms of COVID 19 infection are respiratory symptoms, fever, cough, and dyspnea. COVID 19 infection may progress asymptomatically and may cause a variety of infection findings from mild respiratory tract infection to pneumonia to severe acute respiratory infection. Today, the SARS-CoV-2 (novel-virus) pandemic occupies the agenda of all of us. It should be kept in mind in differential diagnosis as many viral factors can cause similar symptoms and signs.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Kadriye Peker; Gülsüm Ak; Özen Onur; Sabire Deger Işler; Mustafa Mert Açikgöz;
    Publisher: İstanbul Üniversitesi

    The COVID-19 pandemic causes an increase in oral health inequalities, restriction of oral health promotion programs and preventive oral health services for the community. According to the common risk approach, oral health services should be integrated into primary health care services in order to manage oral diseases that share the same risk factors with chronic systemic diseases. Multidisciplinary studies should be focused on public health practices by adopting the “One Health” concept. In order to increase the popuation based oral health outcomes, there is a need for oral health promotion programs that take into account the cooperation between sectors, working flexibility, capacity,the ethical rules of social justice, equality and human rights within the framework of the biopsychosocial approach. Information technologies and social media networks should be used to increase the literacy of the population on “COVID-19 and Oral Health”. In this period, it is also important to carry out oral health needs assessment at population level through surveillance and public health studies. Priority should be given to programs for the protection and improvement of oral health among disadvantaged groups, children and the elderly who have difficulty in accessing oral health services due to limitation of movement and social determinants of health. COVID-19 pandemisi, ağız sağlığı eşitsizliklerinin artmasına, topluma yönelik ağız diş sağlığını geliştirme programlarının ve koruyucu ağız sağlığı hizmetlerinin kısıtlanmasına neden olmaktadır. Ortak risk yaklaşımına göre kronik sistemik hastalıklar ile aynı risk faktörlerini paylaşan ağız hastalıklarının yönetilebilmesi için ağız sağlığı hizmetlerinin birinci basamak sağlık hizmetlerine entegre edilmesi gerekmektedir. ‘Tek Sağlık’ konsepti benimsenerek halk sağlığı uygulamalarında multidisipliner çalışmalara ağırlık verilmelidir. Toplumun ağız sağlığı çıktılarını arttırmak için biyopsikososyal yaklaşım çerçevesinde sektörler arası işbirliği, çalışma esnekliği, kapasitesi, sosyal adalet, eşitlik ve insan hakları etik kuralları dikkate alınarak planlanan ağız sağlığını geliştirme programlarına ihtiyaç vardır. Toplumun “COVID-19 ve Ağız Sağlığı” konusunda okuryazarlığını arttırmak için enformasyon teknolojileri ve sosyal medya ağları kullanılmalıdır. Bu dönemde, sürveyans ve halk sağlığı çalışmaları vasıtasıyla toplumsal düzeyde ağız sağlığı ihtiyaç değerlendirilmesinin yapılması da önemlidir. Hareket kısıtlaması ve sağlığın sosyal belirteçleri nedeniyle ağız sağlığı hizmetlerine ulaşmada zorluk yaşayan dezavantajlı gruplar, çocuk ve yaşlılar için ağız sağlığının korunması ve geliştirilmesine yönelik programlara öncelik verilmelidir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Canan NAKİBOĞLU;
    Publisher: Maarif Mektepleri

    This study aimed to examine in-depth whether chemistry teachers include experimental studies in their classes during the Covid-19 process and if not, the reasons for this. For this purpose, the study was carried out according to the case study pattern, one of the qualitative research designs. A total of 47 chemistry teachers, 36 female and 11 male, working in different provinces of Turkey, were included in the study through easily accessible sampling. A Google form developed to collect data was used as a data collection tool and data analysis was carried out with content analysis. It was determined that 64% of the teachers in the study group did not include experimental work in their courses in the distance education process, and they put forward six reasons: environment inconsistency, student-oriented, program-oriented, exam-oriented, personal and technical reasons. It was determined that 72% of the teachers were aware of the interactive experiment videos on the OGM material site, while 66% of the chemistry teachers viewed these experiment videos. While 26 of the 31 teachers who examined the experiments stated that the videos were useful, suitable for the student's level and could contribute to learning, it was concluded that five teachers thought the videos were insufficient numerically. Another conclusion reached in the study is that most of the chemistry teachers participating in the study want to receive training on how to use experimental studies in lessons during the distance education process. At the end of the study, suggestions about how chemistry teachers can add experimental studies to their lessons and for the training of prospective chemistry teachers are given. Thus, it is foreseen that the results of the study can be a guide for teachers working in schools that do not have laboratory facilities, as well as how experimental studies can be added to the lessons in case of possible distance education planning. Bu çalışmada kimya öğretmenlerinin Covid-19 sürecinde derslerinde deneysel çalışmalara yer verip vermedikleri ve yer verilmediyse bunun nedenlerinin derinlemesine incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan 36 kadın ve 11 erkek olmak üzere toplam 47 kimya öğretmeni katılmıştır. Çalışmada veri toplamak üzere geliştirilen bir Google form veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Çalışmada, çalışma grubunda yer alan öğretmenlerin %64’ünün uzaktan eğitim sürecinde derslerinde deneysel çalışmaya yer vermedikleri ve deneysel çalışmalara yer vermeme nedenlerinin, ortam uygunsuzluğu, öğrenci odaklı nedenler, program odaklı nedenler, sınav odaklı nedenler, kişisel nedenler ve teknik nedenler olmak üzere altı başlık altında toplandığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin %72’sinin OGM materyal sitesinde yer alan etkileşimli deney videolarından haberdar oldukları belirlenirken, kimya öğretmenlerinin %66’sının bu deney videolarını inceledikleri belirlenmiştir. Deneyleri inceleyen öğretmenlerin önemli bir kısmı videoları yararlı, öğrenci seviyesine uygun ve öğrenmeye katkı sağlayabilecek olduğunu belirtirken öğretmenlerin az bir kısmı videoların sayısal anlamda yetersiz olduğunu düşündüğü sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada ulaşılan diğer bir sonuç, çalışmaya katılan kimya öğretmenlerinin büyük bir kısmının uzaktan eğitim sürecinde deneysel çalışmaları derslerde nasıl kullanacaklarına yönelik bir eğitim almak istedikleri şeklindedir. Çalışma sonunda kimya öğretmenleri için bu tür bir eğitimin nasıl olması gerektiği konusunda ve kimya öğretmen yetiştirilmesine yönelik önerilere yer verilmiştir. Böylece çalışma sonuçları, hem olası bir uzaktan eğitim planlaması durumunda deneysel çalışmalar konusunda neler yapılabileceği hem de laboratuvar imkânı olmayan okullarda görev yapan öğretmenlere yol gösterici olunabilir.