Advanced search in Research products
Research products
arrow_drop_down
Searching FieldsTerms
Any field
arrow_drop_down
includes
arrow_drop_down
Include:
The following results are related to COVID-19. Are you interested to view more results? Visit OpenAIRE - Explore.
5,898 Research products, page 1 of 590

  • COVID-19
  • Publications
  • Other research products
  • Turkish
  • COVID-19

10
arrow_drop_down
Relevance
arrow_drop_down
  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Yıldız, Cemal; Çakır, Mustafa; Başaran, Bora; Kaptı, Ümit;
    Country: Germany

    Almanya Federal Cumhuriyeti'nde görev yapan Türkçe ve Türk Kültürü Dersi öğretmenlerine yönelik 2020 Mayıs- Haziran aylarında toplam 69 çevrimiçi seminer düzenlenmiştir. Seminerlere Almanya Federal Cumhuriyeti’nde görev yapan MEB Türkçe ve Türk Kültürü Dersi öğretmenleri katılmış; her bir seminerden sonra öğretmen görüşleri alınmıştır. Araştırmanın evrenini 2019-2020 eğitim öğretim yılı itibarı ile Almanya'da görevli 1338 Türkçe öğretmeni, örneklem grubunu ise MEB tarafından görevlendirilen 506 Türkçe ve Türk Kültürü dersi öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmacı grubu tarafından geliştirilen veri toplama anketi Mayıs -Haziran 2020 aylarında (pandemi dönemi) verilen çevrimiçi seminerlere paralel olarak uygulanmıştır. Bu çalışmada öğretmenlerin yurt dışındaki öğretmenlere verilen seminerler belli bir farkındalığın oluşmasını sağlamış; yurt dışı teşkilatının öğrenen organizasyonlar olarak öğretmenlerin bu tür programlara ilgi düzeyleri, varlığı/yokluğu, katılım sayısı ve sıklığı ile ölçümlenerek değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, bu tür seminer çalışmalarının gelecek dönemlerde de yapılmasının elzem olduğunu ortaya koymuştur. In May-June 2020, 69 online seminars, attended by Turkish and Turkish Culture course teachers working in the Federal Republic of Germany, were held. After each seminar, the opinions of the teachers were taken. The population of the study consists of 1338 Turkish teachers having worked in Germany in the academic year 2019-2020, whereas the sample group consists of 506 Turkish and Turkish Culture course teachers assigned by the Turkish Ministry of Education. Developed by the researcher group and serving as a basis for data collection, the questionnaire was applied at the same time as the online seminars given in May-June 2020 (pandemic period). In this study, the seminars given to teachers abroad provided a certain awareness; As an educational institution of the foreign organization, teachers' level of interest in such programs have been evaluated by measuring their presence/absence, number, and frequency of participation. The findings obtained revealed that it is essential to carry out such seminars in the future, as well.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    METİN, Sevtap;
    Publisher: İstanbul Üniversitesi

    Objective: The study aims to analyze the issue of whether the application of vaccines developed in the COVID-19 pandemic can be legally enforced in terms of both international law and domestic law. Materials and Methods: Within the scope of the study, the jurisprudence of both the European Court of Human Rights and the Turkish Constitutional Court, which shows whether vaccinations can be made compulsory in general and the legal conditions of this, has been scanned. Legal normative analysis was made with the obtained data and then it was applied to COVID-19 vaccines by using the analogy method. Results: If COVID-19 vaccines are made compulsory, this situation will constitute an interference with fundamental rights and freedoms, as it does not meet the legality requirement in all aspects in our current Turkish legal system. Conclusion: Although it was quite successful in the period it was made, the 1930 Public Health Law is far from meeting the needs. There is no clarity in the Public Health Law on what kind of sanctions may be faced by those who do not comply, if the vaccines developed in the fight against the COVID-19 pandemic epidemic are made mandatory. Today, the authorities of the administration in the field of general health need to be rearranged by law in accordance with today's conditions. Amaç: Çalışma, COVID-19 pandemisinde geliştirilen aşıların uygulanmasının, hukuki açıdan zorunlu tutulup tutulamayacağı meselesinin gerek uluslararası hukuk gerekse iç hukuk düzeni açısından analiz edilmesini amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) gerek Türk Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) genel olarak aşıların zorunlu tutulup tutulamayacağı ve bunun hukuki koşullarını gösteren mahkeme içtihatları taranmıştır. Bu verilerden elde edilen sonuçlar ile hukuki normatif analiz yapılmış ve daha sonra benzetme/ analoji yönteminden yararlanılarak COVID-19 aşılarına uygulanmıştır. Bulgular: COVID-19 aşılarının zorunlu tutulması halinde bu durum halihazırdaki hukuk düzenimizde yasallık koşulunu bütün unsurlarıyla karşılamadığından temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil edecektir. Sonuç: Yapıldığı dönem itibariyle oldukça başarılı olsa da 1930 tarihli Umumi Hıfzısıhha Kanunu ihtiyacı karşılamaktan uzaktır. COVID-19 pandemi salgını ile mücadelede geliştirilen aşıların olunması zorunlu tutulduğu takdirde, buna uymayanların ne tür yaptırımlarla karşılaşabileceğine dair Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda açıklık bulunmamaktadır. Bugün için idarenin genel sağlık alanındaki yetkilerinin günümüz koşullarına uygun şekilde kanunla yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Ceyhun Güler;
    Publisher: İstanbul Univ, Methodology & Sociology Research Center
    Country: Turkey

    Covid-19 salgını küresel düzeyde toplumsal ve ekonomik anlamda çok sayıda sorunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. İşsizlik, iş gücüne katılımın azalması, gelir kaybı, sosyal korumadan yoksunluk ve virüs bulaşma riski ise çalışma yaşamı içerisinde salgınla bağlantılı ortaya çıkan sorunlar arasında yer almıştır. Çoğunlukla kayıt dışı çalışan güvencesiz gruplar bahsi geçen sorunlardan çok daha yoğun etkilenmişlerdir. Ev işçileri de bu güvencesiz gruplar arasında bulunmaktadır. Kayıt dışılık ve güvencesizlik ev işçilerini salgın döneminde çok daha kırılgan ve savunmasız hale getirmiştir. Bu çalışmada ev işçilerinin salgın döneminde yaşadıkları sorunları, gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeler aracılığıyla işçilerin deneyimleri üzerinden anlaşılması amaçlanmıştır. Bahsedilen amaç doğrultusunda İstanbul’da yaşayan 35 kadın ev işçisi ile yarı yapılandırılmış sorular aracılığıyla online platformlar veya telefon görüşmeleri üzerinden derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında kendileriyle görüşme gerçekleştirilen ev işçilerinin Covid-19 salgını döneminde yaşadıkları sorunlar ve maruz kaldıkları hak ihlalleri mülakat verileri üzerinden betimsel bir şekilde analiz edilmeye çalışılmıştır. Araştırma bulguları ev işçilerinin, çalışma hakkı ve diğer temel insan hakları bağlamında çok sayıda hak ihlaline maruz kaldıklarını göstermiştir. İş ve gelir kaybı, sosyal korumadan yoksunluk, iş yükünün ağırlaşması, ücretli izin hakkına erişememe, mesai saatlerinin uzaması vb. ev işçilerinin dikkat çektikleri sorunlardan olmuştur. The COVID-19 outbreak has caused social and economic problems at a global level. Unemployment, reduced participation in the workforce, loss of income, lack of social protection, and infection are among employment-related problems, impacting insecure groups, mostly working informally adversely. Domestic workers included in these groups were particularly vulnerable during the pandemic due to informality and insecurity. This study aims to understand the issues faced by 35 women domestic workers in Istanbul throughout the pandemic by conducting in-depth interviews using semi-structured questions via online platforms or phone calls. The problems and rights violations experienced by domestic workers were evaluated descriptively through interview data within the study’s scope. Research findings show that domestic workers are subjected to numerous rights violations related to the right to work and other fundamental human rights. Among the issues raised in interviews, loss of work and income, lack of social protection, heavy workload, and inability to access paid leave emerged.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    AKTAŞ, Habibullah; ERTUĞRUL, Gökşen; KUTLU, Ömer;
    Publisher: Tokat Gaziosmanpasa University

    Dear Editor, The COVID-19 pandemic has been such a nightmare for about a year. The COVID-19 is a disease that mainly concerns the specialties of infectious and chest diseases. However, there was such a global pandemic that the experts of these specialties could not bear the patient’s burden. Approximately 150 million people have been diagnosed with COVID-19 and more than 2 million patients have died (1). Physicians of all specialties in medicine have taken care of patients in the COVID-19 outpatient and inpatient clinics in many countries across the world including Turkey (2,3).As dermatologists, we took care and followed up 283 COVID-19 patients in our hospital between August 2020 and January 2021. The criteria for hospitalization were mainly severe involvement of lungs in computed tomography and shortness of breath that clinically required oxygen support. Patients were treated according to the guide by Turkey's Health Ministry Coronavirus Science Council. Favipravir and enoxaparine were given to all hospitalized patients while systemic antibiotics, systemic steroids, tocilizumab and other supportive agents were administered according to the patient's condition. Infection or chest diseases clinic was consulted if needed.The total number of patients with COVID-19 we followed up was 283 (141 women, 142 men). The age range of the patients was 21-95, the mean age was 63.33. 63 of the patients (22%) were under 60 years old. 24 patients (8.5%) were taken to intensive care during follow-up. 21 (7%) of the patients whose age range was between 60-95 years died. The average age of the patients who died due to COVID-19 was 74.6 years (3 male, 9 female). According to the most recent data from the Ministry of Health in Turkey, case-fatality rate is 1.5% (4). However, Çag and colleagues reported the death rate in patients who were hospitalized was 12% in their study that was performed in the first months of the outbreak. In that study, the average age of the patients who hospitalized was 61 years while the average age of patients who died was 74.5 years (5). Except death rate, other parameters are similar to each other. It can be suggested that in the later stages of the pandemic, the case-fatality rate decreased due to increased awareness of the diagnosis and administration of the diseases. Hospitalization time of the patients varied between 1-45 days. Average hospital stay was 8 days. A senior dermatologists say that dermatologists are not a doctor of the skin, in fact, they are a physician who deals with the skin (6). Dermatologists, who grew up with the concept that each skin disease may also be a reflection of an internal problem, did not experience difficulties in pandemic management. Further, they enrich their knowledge about infection and chest diseases. Dermatologists, who are the authors of this paper, were infected with the new coronavirus. After the recovery, they continued their duties in COVID-19 inpatient services.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    SAYGILI, Fettah; ELDEMİR, Sefa; GÜÇLÜ GÜNDÜZ, Arzu;
    Publisher: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi

    İnme sonrası üst ekstremitede meydana gelen fonksiyonel bozukluklar hastaların günlük yaşamlarını büyük oranda etkilemektedir. İnme sonrası üst ekstremitede fonksiyonel geri dönüşü hedefleyen pek çok yaklaşım bulunmaktadır. Bobath, Kısıtlayıcı Zorunlu Hareket Tedavisi (KZHT), Proprioseptif Nöromusküler Fasilitasyon (PNF) gibi nörogelişimsel yaklaşımlar başta olmak üzere, sanal gerçeklik, robotik rehabiliasyon ve telerehabilitasyon gibi teknoloji temelli yaklaşımlar bu yaklaşımların başında gelmektedir. Literatürü incelediğimizde bu yaklaşımlar arasında kanıt düzeyi en yüksek yöntem KZHT’dir. KZHT kanıt değeri yüksek, klinik çıktıları çok fazla olduğu bilinen bir yöntem olsa da Covid-19 pandemisinin yaşamlarımıza girmesi ve yüz yüze fizyoterapi uygulamalarının riskli hale gelmesi ile akla gelen en önemli soru bu yaklaşımın telerehabilitasyon yolu ile aynı etkin sonuçlar elde edecek şekilde uygulayıp uygulayamayacağımız olmuştur. Araştırmacıların pandemi öncesinde de bu soruyu sordukları ve pilot çalışmalar seviyesinde olsa da bazı çalışmaları başlattıkları görülmektedir. Bu derlemenin amacı KZHT’nin ve telerehabilitasyonun temel prensiplerini incelemek ve bu iki uygulamanın kombinasyonu ile ilgili literatür incelemesi yaparak sunmaktır. Functional disorders in the upper extremity after stroke greatly affect the daily lives of patients. There are many approaches that target functional recovery in the upper extremity after stroke. Technology-based approaches such as virtual reality, robotic rehabilitation and telerehabilitation, especially neurodevelopmental approaches such as Bobath, Constraint Induced Movement Therapy (CIMT), Proprioceptive Neuromuscular Facilitation (PNF), are among these approaches. When we examine the literature, the method with the highest level of evidence among these approaches is CIMT.Although CIMT is a method with high evidence value and known to have very high clinical outcomes, the most important question that comes to mind with the Covid-19 pandemic entering our lives and face-to-face physiotherapy applications becoming risky has been whether we can apply this approach in a way to achieve the same effective results as telerehabilitation. It is seen that researchers asked this question before the pandemic and started some studies, albeit at the level of pilot studies. The aim of this review is to examine the basic principles of CIMT and telerehabilitation and to present the combination of these two applications by reviewing the literature.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    TARI SELÇUK, Kevser; ŞAHİN, Nursel;
    Publisher: Aile Hekimliği Akademisi Derneği

    Introduction: In this study, it was aimed to determine the factors associated with the use of dietary supplements in adults during the COVID-19 epidemic. Methods: This descriptive type study included 424 literate adults aged between 18-64 who agreed to participate in the study, filled in the online questionnaire with no missing data, were contacted via social media between January 2021 and June 2021, were not diagnosed with mental illness, and were not pregnant or breastfeeding. The study data were collected online using the Descriptive Information Form, Perception of COVID-19 Scale, Fear of COVID-19 Scale, and the Perceived Food Literacy Scale. In the data analysis, numbers, percentages, arithmetic mean, standard deviation, Pearson chi-square test, Student's t test, and multivariate logistic regression analysis were used. Results: Of the participating adults, 29.7% used dietary supplements. The three dietary supplements they most commonly used were vitamin D (51.6%), multivitamin (31.0%), and vitamin C (27.0%). They used dietary supplements to strengthen their immune response, protect their health, and protect themselves from coronavirus. It was determined that the presence of systemic disease and the increase in the perception of dangerousness were associated with the increase in the use of dietary supplements. Conclusion: It was determined that approximately one-third of the participating adults used dietary supplements and that approximately one-third of those who used dietary supplements used them according to information they obtained from sources other than health personnel. It will be beneficial to increase the level of knowledge of adults about the benefits and side effects of dietary supplements are, and when and how they should use them. Giriş: Bu araştırmada, COVID-19 salgını sürecinde yetişkin bireylerde gıda takviyesi kullanımı ile ilişkili etmenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tiptedir. Araştırmaya Ocak-Haziran 2021 tarihleri arasında sosyal medya aracılığı ile ulaşılan, 18-64 yaş arası, okuma yazma bilen ve araştırmaya katılmayı kabul ederek çevrimiçi anketi tamamlayan, eksik verisi bulunmayan, ruhsal hastalık tanısı almayan, gebelik ve emzirme döneminde olmayan 424 yetişkin dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri tanıtıcı bilgi formu, COVID-19 Hastalık Algısı, COVID-19 Korkusu ve Algılanan Gıda Okuryazarlığı Ölçeği’ni içeren çevrimiçi anket aracılığı ile toplanmıştır. Veri analizinde, sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Pearson ki-kare testi, Student’s t testi ve çok değişkenli lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Yetişkinlerin %29,7’sinin gıda takviyesi kullandığı, en sık kullanılan üç gıda takviyesinin sırasıyla D vitamini (%51,6), multivitamin (%31,0) ve C vitamini (%27,0) olduğu tespit edilmiştir. En sık bağışıklığı güçlendirme, sağlığı koruma ve koronavirüsten korunma amacıyla gıda takviyesi kullanıldığı, sistemik hastalık varlığının ve tehlikelilik algısındaki artışın gıda takviyesi kullanımında artışla ilişkili olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Yetişkinlerin yaklaşık üçte birinin gıda takviyesi kullandığı tespit edilmiştir. Gıda takviyesi kullananların yaklaşık üçte birinin sağlık personeli dışındaki kaynaklardan edindiği bilgiye göre bunları kullandığı belirlenmiştir. Yetişkinlerin, gıda takviyelerinin hangi durumlarda kullanılması gerektiğine, yararları ve yan etkilerine yönelik bilgi düzeyinin arttırılmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Aydıner Birsin YILDIZ; Gözde ALGÜN DOĞU;
    Publisher: Kocaeli Üniversitesi

    Objective: The aim of this study is to examine the depression and anxiety levels of the athletes in the Covid-19 pandemic in terms of some variables.Methods: The working group of the study was composed of 256 (female=127, male=129) athletes who participated in the study on the principle of volunteerism in accordance with the easily accessible sample method. In order to be included in the study group, athletes were required to be active competitive athletes just before the pandemic was declared. Descriptive data used in this study conducted with the scanning model Tuglu et al., Turkish adaptation by (2005) “Beck Depression Scale for Primary Care” and Turkish adaptation by Öner and Le Compte (1983) “status and continuous Anxiety Scale” was collected through.Results:According to the results obtained, athletes' status and constant anxiety and depression scores differ statistically according to gender, relationship status, economic income assessment, economic income loss due to pandemic and Covid-19 positive (p<0.05). In addition, statistically significant relationships were found between depression and anxiety levels in a positive direction (p<0.05).Conclusion: It has been determined that the increase in the depression and anxiety levels of the athletes due to the Covid-19 pandemic and isolation measures can be determined by the gender, relationship status, covid status, economic evaluation, change of residence and loss of income due to the pandemic. In addition, it has been determined that any increase in depression or anxiety levels may cause an increase in the other variable. Amaç: Bu araştırmada amaç Covid-19 pandemisinde sporcuların depresyon ve kaygı düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesidir. Yöntem: Araştırmanın çalışma grubu kolay ulaşılabilir örneklem yöntemi doğrultusunda gönüllülük ilkesiyle araştırmaya katılan 256 (kadın=127, erkek=129) sporcudan oluşturulmuştur. Çalışma grubuna dâhil olmak için sporculardan pandemi ilan edilmeden hemen önce aktif müsabık sporcu olma şartı aranmıştır. Tarama modelinde yürütülmüş betimsel bu araştırmada kullanılan veriler Tuğlu ve ark. tarafından Türkçe uyarlaması yapılan “Birinci Basamak İçin Beck Depresyon Ölçeği” ve Öner ve Le Compte tarafından Türkçe uyarlaması yapılan “Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği” aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: Sporcuların durumluk ve sürekli kaygı ile depresyon puanları cinsiyet, partner durumu, ekonomik gelir değerlendirmesi, pandemi nedeniyle ekonomik gelir kaybı yaşama ve Covid-19 geçirme durumuna göre istatistiksel olarak farklılaşmaktadır (p<0,05). Ayrıca depresyon ile kaygı düzeyleri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler saptanmıştır (p<0,05).Sonuç: Sporcuların depresyon ve kaygı düzeylerinin Covid-19 pandemisi ve izolasyon önlemleri nedeniyle gösterebileceği artışta cinsiyet, partner durumu, covid geçirme durumu, ekonomik değerlendirme, pandemi nedeniyle ikamet değişikliği ve gelir kaybı yaşama durumunun belirleyici olabileceği belirlenmiştir. Ayrıca depresyon ya da kaygı düzeylerinde yaşanılacak herhangi bir artışın, bir diğerinde de artışa neden olabileceği saptanmıştır.

  • Publication . Article . 2020
    Open Access Turkish
    Authors: 
    TUZGÖL, Kamil;
    Publisher: Psikoterapi Enstitüsü

    Online psikoterapi ve danışmanlık özellikle çağımız gelişen dijital dünyasında interneti kullanabilme özelliği olan, telefon, bilgisayar ve benzeri iletişim araçları ile uygulanan bir terapi çeşididir. Dijital dünyanın ve internetin kullanımındaki hızlı artış ile orantılı olarak son dönemlerde popüler olan online terapiler klasik psikoterapi uygulamalarına göre maliyetinin daha uygun olması, gizliliğe önem veren hasta ve danışanlar açısından avantajları, ev ya da seyahatte olunması durumlarında dahi zaman ve mekân açısından getirdiği avantajlar gibi nedenlerle tercih edilmekte ve her geçen gün kullanımı ve çeşitliliği artmaktadır. Bu makalede online terapi hizmetlerinin tanımı, tarihçesi, hangi terapi ve danışmanlık hizmetlerini içerdiği, dünyada ve ülkemizdeki kullanımı, dünya ve ülkemiz ölçeğinde etik ilkeleri, standartları, avantaj ve dezavantajları açısından genel bir bakışın sağlanması amaçlanmıştır. Aynı zamanda uzun yıllardır geleneksel olarak yüz yüze uygulanan klasik psikoterapi ve psikolojik yardım uygulamalarında var olan mesleki standartların ve etik ilkelerin online psikoterapi ve danışmanlık alanına güncel olarak uyarlanmasında önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Günümüzde özellikle bireysel kullanımı artan çağdaş teknolojilerle birlikte, ihtiyaç duyulan ve Covid-19 pandemi döneminde önemi daha da artan online terapi hizmetlerinin ülkemizde yasal mevzuatının, etik ilke ve standartlarının daha fazla netleştirilmesi gerekmektedir. Online psychotherapy and counseling, in our rapidly developing digital world, refer to the types of therapies which can use internet, and which are applied via smartphones, computers and similar communication gadgets. In addition to the fact that online therapies have gained the popularity with the increasing usage of the digital world and the internet, they also have some advantages against the classic psychotherapy such as lower cost, higher privacy and conveniences about time and place that is provided even from homes or vacations; therefore, they are widely preferred and they grow in both application and diversity. In this article, it is aimed to provide a general information about the online therapies’ definition, history, types and services, application and ethical principles within the Turkey and the World, standards, advantages and disadvantages. Therewithal, this article's another point is to make recommendations about the current adaptations of vocational standards and ethical principles from the classic psychotherapy and consultancy which have been applied face-to-face for a long time to online psychotherapy and consultancy. Today, especially in the Turkey where the demand for online therapy and the usage of internet and technology systems are increasing, even more during the Covid-19 pandemic, the legal regulations, ethical principles and standards of the online therapy services need to be further clarified.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    HAYIT, Tolga; ÇINARER, Gökalp;
    Publisher: İnönü Üniversitesi

    Koronavirüs salgınının (Covid-19) tüm dünyayı etkisi altına alması ile Covid-19 gibi viral hastalıklar için acil ancak doğru ve hızlı teşhis yöntemlerine ihtiyaç duyulmuştur. Covid-19’un ortaya çıkması ile birlikte Covid-19’un tespit edilmesi için tıp doktorları tarafından akciğer tomografi ve X-Ray görüntüleri kullanılmaya başlanmıştır. Geleneksel ve modern makine öğrenimi yaklaşımlarının X-Ray ve tomografi görüntüleri kullanılarak hastalık teşhisi için kullanıldığı bilinmektedir. Bu yönü ile yapay zekaya dayalı uygulamalar alan uzmanlarına benzer ve hatta neredeyse daha iyi performanslar ortaya koyarak sektöre katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada X-Ray akciğer görüntüleri kullanılarak hastalık teşhisi için derin ve geleneksel doku analizi özniteliklerinin kombinasyonuna dayalı hibrit bir destek vektör makineleri (SVM) sınıflandırma modeli önerilmektedir. Çalışmada kullanılan veri seti, sağlıklı, Covid-19, viral pnömoni ve akciğer opasitesi hastalarının X-Ray akciğer görüntülerinden oluşmaktadır. X-Ray görüntülerinden elde edilen hibrit öznitelikler Gri Seviye Eş-Oluşum Matrisi (GLCM) ve DenseNet-201 derin sinir ağı kullanılarak elde edilmiştir. Hibrit özniteliklerin performansı, geleneksel bir yaklaşım olarak GLCM öznitelikleri ile karşılaştırılmıştır. Her iki öznitelik SVM ile eğitilmiştir. Sınıflandırma başarısında ortalama %99.2 doğruluk değerine ulaşılmıştır. Elde edilen diğer performans ölçütleri de hibrit özniteliklerin geleneksel yönteme göre daha başarılı olduğunu göstermektedir. Covid-19 teşhisi için önerilen yapay zekâ tabanlı yöntemin umut verici olduğu görülmüştür. With the coronavirus epidemic (Covid-19) affecting the whole world, urgent but accurate and fast diagnostic methods have been needed for viral diseases such as Covid-19. With the emergence of Covid-19, lung tomography and X-Ray images have been begun to be used by medical doctors to detect Covid-19. It is known that traditional and modern machine learning approaches using X-Ray and tomography images are used for disease diagnosis. In this respect, applications based on artificial intelligence contribute to the sector by showing similar or even better performances to field experts. In this study, for disease diagnosis by using X-Ray lung images, a hybrid support vector machines (SVM) classification model based on the combination of deep and traditional tissue analysis features is proposed. The dataset has been used consists of lung images of healthy, Covid-19, viral pneumonia and lung opacity patients. Hybrid features obtained from X-Ray images have been obtained by using Gray Level Co-occurrence Matrix (GLCM) and DenseNet-201 deep neural network. The performance of hybrid features has been compared to GLCM features as a traditional approach. Both attributes have been trained with SVM. An average of 99.2% accuracy has been achieved in classification success. Other performance measures which have been obtained show that hybrid features are more successful than the traditional method. The proposed artificial intelligence-based method for the diagnosis of Covid-19 has been shown to be promising.

  • Publication . Article . 2021
    Open Access Turkish
    Authors: 
    İrfan;
    Publisher: Okur Yazar Derneği

    In Turkish Education System, there has not been a fundamental philosophical and structural change for a long time. Under the current context of COVID-19 outbreak, there has been nationwide school closures all around the world, and a new era in education has begun. In this period, education is expected to go through an inevitable structural change. In this paper, accordingly, we proposed to minimize and restrict the powers hold by National Ministry of Education (NME). Hence, Education and Training Policies Board would be the highest and influential authority in policy making while NME would function as an executive unit. Meanwhile, local authorities would be supported to make decisions to meet local needs. Aside the structural change, Education is in a need to obtain a new philosophical stance. Accordingly, as the main pillars of education we need to redefine the notions of school, teacher and student. In this respect, we can define school as the institution for supporting learning, teacher as a guide for students, and student as an ultimate learner who can learn from anyone at anywhere. Hence, while schools and teachers would act the roles of providing learning opportunities and regulating learning; students would perceive themselves not as instructed individuals but as autonomous learners. Therefore, in the future, schools, teachers and students would be resilient to unforeseen negative social events similar to the current pandemic conditions.