Advanced search in Research products
Research products
arrow_drop_down
Searching FieldsTerms
Any field
arrow_drop_down
includes
arrow_drop_down
Include:
The following results are related to COVID-19. Are you interested to view more results? Visit OpenAIRE - Explore.
1,984 Research products, page 1 of 199

  • COVID-19
  • Publications
  • Other research products
  • TR
  • Turkish
  • COVID-19

10
arrow_drop_down
Relevance
arrow_drop_down
  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Ceyhun Güler;
    Publisher: İstanbul Üniversitesi
    Country: Turkey

    Covid-19 salgını küresel düzeyde toplumsal ve ekonomik anlamda çok sayıda sorunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. İşsizlik, iş gücüne katılımın azalması, gelir kaybı, sosyal korumadan yoksunluk ve virüs bulaşma riski ise çalışma yaşamı içerisinde salgınla bağlantılı ortaya çıkan sorunlar arasında yer almıştır. Çoğunlukla kayıt dışı çalışan güvencesiz gruplar bahsi geçen sorunlardan çok daha yoğun etkilenmişlerdir. Ev işçileri de bu güvencesiz gruplar arasında bulunmaktadır. Kayıt dışılık ve güvencesizlik ev işçilerini salgın döneminde çok daha kırılgan ve savunmasız hale getirmiştir. Bu çalışmada ev işçilerinin salgın döneminde yaşadıkları sorunları, gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeler aracılığıyla işçilerin deneyimleri üzerinden anlaşılması amaçlanmıştır. Bahsedilen amaç doğrultusunda İstanbul’da yaşayan 35 kadın ev işçisi ile yarı yapılandırılmış sorular aracılığıyla online platformlar veya telefon görüşmeleri üzerinden derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında kendileriyle görüşme gerçekleştirilen ev işçilerinin Covid-19 salgını döneminde yaşadıkları sorunlar ve maruz kaldıkları hak ihlalleri mülakat verileri üzerinden betimsel bir şekilde analiz edilmeye çalışılmıştır. Araştırma bulguları ev işçilerinin, çalışma hakkı ve diğer temel insan hakları bağlamında çok sayıda hak ihlaline maruz kaldıklarını göstermiştir. İş ve gelir kaybı, sosyal korumadan yoksunluk, iş yükünün ağırlaşması, ücretli izin hakkına erişememe, mesai saatlerinin uzaması vb. ev işçilerinin dikkat çektikleri sorunlardan olmuştur. The COVID-19 outbreak has caused social and economic problems at a global level. Unemployment, reduced participation in the workforce, loss of income, lack of social protection, and infection are among employment-related problems, impacting insecure groups, mostly working informally adversely. Domestic workers included in these groups were particularly vulnerable during the pandemic due to informality and insecurity. This study aims to understand the issues faced by 35 women domestic workers in Istanbul throughout the pandemic by conducting in-depth interviews using semi-structured questions via online platforms or phone calls. The problems and rights violations experienced by domestic workers were evaluated descriptively through interview data within the study’s scope. Research findings show that domestic workers are subjected to numerous rights violations related to the right to work and other fundamental human rights. Among the issues raised in interviews, loss of work and income, lack of social protection, heavy workload, and inability to access paid leave emerged.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Kaplan, Ebru; Kul, Hasan Hüseyin; Bektaş, Oktay; Öner Armağan, Fulya;
    Publisher: Aksaray Üniversitesi
    Country: Turkey

    In this study, it was aimed to determine the attitudes of eighth grade students’ parents regarding distance education activities carried out in Turkey during the Covid-19 pandemic. The study was carried out by survey, which is a design of quantitative research method. The accessible population of the study was formed by the parents of the students attending the eighth grade in Kayseri in the 2020-2021 academic year. The target population is composed of parent of eighth grade students in Kayseri Melikgazi district. The sample of the study was composed of 140 parents of students who were eighth graders determined by simple selective sampling. The "Attitude Scale towards Distance Education" developed by Kışla (2016) for pre-service teachers and having a reliability coefficient of .89 was adapted to parents and used as a data collection tool. The scale took its final shape in line with the feedback of two experts in the field of science education. The reliability coefficient of the scale was determined as .93. After this stage, explanatory and confirmatory factor analysis were performed for the construct validity of the scale. As a result of the factor analysis, a single-factor scale of 18 items was obtained. After applying the scale to parents in the final version, the data obtained were analyzed in the SPSS 26 package program. It was found that the data showed normal distribution, and therefore parametric tests were used. Based on the findings, it was concluded that the attitude levels of parents towards distance education were low. As a result of the analysis, there was no significant difference between the attitude scores of parents towards distance education in terms of gender, education level, place of residence, and location of the school in which the student attended. Based on the results of the research, it is recommended that the level of attitude about distance education of parents with students at different grade levels, teachers and lecturers should be determined. Bu çalışmada Covid-19 pandemi sürecinde Türkiye'de gerçekleştirilen uzaktan eğitim faaliyetlerine ilişkin sekizinci sınıf öğrenci velilerinin tutumlarının belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışma nicel araştırma yönteminin bir deseni olan tarama ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ulaşılabilir evrenini 2020-2021 eğitim öğretim yılında Kayseri’de sekizinci sınıfa devam eden öğrencilerin velileri oluşturmuştur. Hedef evrenini ise Kayseri merkez Melikgazi ilçesindeki sekizinci sınıf öğrencilerin velileri oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini ise basit seçkisiz örnekleme ile belirlenen 140 sekizinci sınıf öğrenci velisi oluşturmaktadır. Kışla (2016) tarafından öğretmen adayları için geliştirilen ve 0,89 güvenirlik katsayısına sahip olan “Uzaktan Eğitime Yönelik Tutum Ölçeği” velilere göre uyarlanmış ve veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Ölçek, fen eğitimi alandaki iki uzmanın geribildirimleri doğrultusunda son şeklini almıştır. Ölçeğin güvenirlik katsayısı 0,93 olarak tespit edilmiştir. Bu aşamadan sonra ölçeğin yapı geçerliği için açımlayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Yapılan faktör analizleri neticesinde 18 maddelik tek faktörlü ölçek elde edilmiştir. Ölçek son hali ile velilere uygulandıktan sonra elde edilen veriler analize tabi tutulmuştur. Verilerin normal dağılım gösterdiği tespit edilmiş ve bu sebeple parametrik testler kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre ebeveynlerin uzaktan eğitime yönelik tutum düzeylerinin düşük olduğu sonucuna varılmıştır. Yapılan analizler sonucunda uzaktan eğitime yönelik veli tutum puanları arasında; cinsiyet, eğitim seviyesi, yaşanılan yer ve öğrencinin öğrenim gördüğü okulun konumu değişkenleri açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Araştırma sonuçlarından hareketle farklı sınıf seviyelerinde öğrencisi bulunan velilerin ve eğitim sürecinin diğer paydaşları olan öğrenciler, öğretmenler ve öğretim elemanlarının uzaktan eğitim hakkında tutum düzeylerinin belirlenmesi önerilmektedir.

  • Publication . Conference object . 2021
    Closed Access Turkish
    Authors: 
    Koçer, Nida; Tunçay, Tuba; Sarı, Esra;
    Country: Turkey
  • Open Access Turkish
    Authors: 
    İlikkan, Esra;
    Publisher: Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
    Country: Turkey

    Covid-19 salgını tüm dünyada etkisini göstermiş olup insanların kendi sağlık ve güvenlikleri için endişelenmesine neden olmuştur. Covid-19 pandemisi ekonomik, politik ve sosyal alanları etkilemiş ve bu etkilere bağlı olarak işletmelerin çalışma ve iş yapış şekillerinde çeşitli değişiklikler olmuştur. Bu çalışmanın amacı, muhasebe meslek mensuplarının ve stajyerlerin Covid-19 salgınından öncelikle mesleki faaliyetleri açısından nasıl etkilendiğini araştırmaktır. Ayrıca meslek mensupları ve meslek mensubu adaylarının mesleklerini icra ederken Covid-19 risk algısı da değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında muhasebe meslek mensuplarına pandeminin mesleğe olan etkisi ile ilgili görüşleri ve Yaşam Kalitesi Risk Algısı Ölçeğine verilen cevapları deneyim, cinsiyet, eğitim durumu ve Covid-19 geçirip geçirmeme veya karantinada kalma açısından değerlendirilmiştir. Anket ile toplanan verilerin analizi IBM SPSS istatistik programında yapılmıştır. Bilecik SMMM Odasına kayıtlı ve aktif çalışan muhasebe meslek mensubu ve stajyerin ankete verdikleri cevapların frekans ve ortalama sonuçları değerlendirilmiştir. Katılımcılar, iş yoğunluğunda pandemi öncesine kıyasla artış olduğunu, ücret tahsilinde gecikmelerin yaşandığını, evrak toplama ve evraklara ulaşma konusunda sıkıntı yaşadıklarını ayrıca pandemi süresince mesleki faaliyetlerde mesleki birliklerin ve devletin desteğini hissetmedikleri, mükellef sayısında artış olmadığını ve muhasebe programı/uygulaması satın alma ihtiyacının artmadığını belirtmişlerdir. Yapılan analizlere göre Covid-19 döneminde Covid-19 geçirip geçirmediklerine göre meslek mensuplarının pandemi sürecine yönelik algılarında istatistiki farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Ancak Covid-19 geçirme ile Yaşam Kalitesi Risk Algısı Ölçeği ifadeleri için arasında anlamlı bir ilişki vardır. Bunlarla birlikte katılımcıların mükellef sayıları ve deneyimlerine göre verdikleri cevaplar arasında istatistiksel anlamda fark olduğu tespit edilmiştir. Muhasebe meslek mensuplarının Covid-19 pandemi döneminde yeni sürece adapte olma çabasında çeşitli zorluklarla mücadele ettiği gözlemlenmektedir. Toplum ile devlet arasındaki köprü görevini üstlenen muhasebe mesleği için gerekli destek ve yönetim sürecinin devlet ve meslek odalarınca verilmediği, meslek mensuplarının kendilerince bu belirsizlik ortamından çıkmaya çalışmalarının özel yaşamlarına olumsuz yansımaları olması araştırmanın sonuçlarındandır. The Covid-19 epidemic, which has affected the whole world, has caused people to worry about their health and safety. The Covid-19 pandemic has affected the economic, political, and social fields, and depending on these effects; there have been various changes in the way businesses work and do business. This study investigates how the Covid-19 outbreak primarily influences professional accountants and interns in terms of their professional activities. Within the scope of the study, the opinions of professional accountants about the impact of the pandemic on the profession and their answers to the Quality of Life Risk Perception Scale were evaluated in terms of experience, number of taxpayers, gender, education level and whether they had Covid-19 or remained in quarantine. In addition, the Covid-19 risk perception of professionals and professional candidates while performing their profession was also evaluated. The analysis of the data collected by the questionnaire was made in the IBM SPSS statistical program. The frequency and average results of the answers given to the questionnaire by professional accountants and trainees registered and active in the Bilecik CPA Chamber were evaluated. The participants stated that there was an increase in the workload compared to before the pandemic, there were delays in the collection of wages, they had difficulties in collecting and reaching the documents, they also did not feel the support of professional associations and the state in their professional activities, there was no increase in the number of taxpayers and the need to purchase accounting programs/applications did not increase. According to the analyses made, it has been determined that there is no statistical difference in the professionals' perceptions regarding the pandemic process according to whether they had Covid-19 during the Covid-19 period. However, there is a significant relationship between having Covid-19 and the items on the Quality of Life Risk Perception Scale. In addition, it has been determined that there is a statistical difference between the answers given by the participants according to the number of taxpayers and their experiences. It is observed that professional accountants struggle with various difficulties in their efforts to adapt to the new process during the Covid-19 pandemic period. It is among the results of the research that the necessary support and management process for the accounting profession, which acts as a bridge between society and the state, is not provided by the state and professional chambers and that the professional members efforts to get out of this uncertainty environment have negative reflections on their private lives.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Güzen, Müzeyyen;
    Publisher: Pamukkale Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü
    Country: Turkey

    Bu çalışmanın amacı COVID-19 pandemi öncesi ve pandemi sürecinde 4-6 yaş çocuklarının dijital oyun bağımlılık eğilimleri ve ebeveyn rehberlik stratejilerinde görülen farklılıkları incelemektir. Nicel araştırma türlerinden ilişkisel tarama modeliyle yapılan bu araştırmada Pandemi Öncesi-Çalışma 1 ve Pandemi Süreci-Çalışma 2 olarak adlandırılan 2 farklı çalışma grubu kullanılmıştır. Her iki çalışma grubunda da örneklemi, Denizli il merkezindeki Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bağımsız ve ilkokul bünyesindeki okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 4-6 yaş arasında çocuğu olan ebeveynler oluşturmaktadır. Pandemi Öncesi-Çalışma 1’e 437 ebeveyn, Pandemi Süreci-Çalışma 2’ye ise 496 ebeveyn katılmıştır. Her iki çalışma grubunda da ebeveynler basit seçkisiz örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Araştırmanın verileri ‘‘Okul Öncesi Dönem Çocukları Bağımlılık Eğilimi Ölçeği (DOBE)’’, ‘‘Dijital Oyun Ebeveyn Rehberlik Stratejileri Ölçeği (DOERS)’’ ve ‘‘Kişisel Bilgi Formu’’ olmak üzere üç veri toplama aracı kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 25 paket programı kullanılmıştır. Pandemi Öncesi-Çalışma 1 ve Pandemi Süreci-Çalışma 2 arasındaki farkları belirlemek için bağımsız örneklemler t testi kullanılarak gruplar arası farklar saptanmıştır. Ayrıca DOBE ve DOERS ölçeğine ilişkin betimsel istatistikler yapılmış ve iki çalışma grubu karşılaştırılmıştır. Çocukların ve ebeveynlerin sosyokültürel özelliklerinin dijital oyun bağımlılık eğilimleri ve ebeveyn rehberlik stratejileriyle ilişkisini incelemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testleri uygulanmıştır. Çocukların dijital oyun bağımlılık eğilimlerine sosyokültürel özelliklerin etkilerini belirlemek için ise hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Çalışmaya katılan ebeveynlerin uyguladıkları ebeveyn rehberlik stratejilerinin anne ve babalar arasında istatistiksel olarak fark olup olmadığını belirlemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda pandemi öncesine göre pandemi sürecinde 4-6 yaş çocuklarının dijital oyun bağımlılık eğiliminin artış gösterdiği görülmüştür. Ebeveynlerin uyguladığı rehberlik stratejilerinde pandemi öncesi ve pandemi sürecinde farklılıklara bakıldığında pandemi sürecinde aktif, serbest ve dijitale yönlendiren ebeveyn rehberlik stratejisi puanlarının arttığı görülmüştür. Ayrıca babaların annelere göre çocuklarını daha fazla dijitale yönlendiren ve serbest stratejiyi tercih ettiği ve eğitim düzeyi yüksek olan babaların, çocuklarını daha fazla dijitale yönlendirdikleri saptanmıştır. Bunun yanı sıra üst gelir grubunda bulunan ebeveynlerin çocuklarına dijitale yönlendiren ve serbest ebeveyn rehberlik stratejilerini uyguladıkları görülmektedir. Bununla birlikte annenin çalışma durumunun çocukların bağımlılık eğilimini anlamlı olarak yordadığı görülmektedir. Bu bulgu annenin çalışma saatleri uzadıkça çocukların dijital oyun bağımlılık eğilimi puanlarında artış olduğunu göstermektedir. Ayrıca çocukların cinsiyeti erkek olduğunda ve daha uzun süre ekran başında olduklarında dijital oyun bağımlılık eğilimleri artmaktadır. Son olarak dijitale yönlendiren ve serbest ebeveyn rehberlik stratejilerinin çocukların bağımlılık eğilimlerini anlamlı olarak yordadığı saptanmıştır. Diğer bir ifadeyle, ebeveynler dijitale yönlendiren ve serbest rehberlik stratejilerini benimsedikçe, çocukların dijital oyun bağımlılık eğilimleri artmıştır. The aim of this study is to examine the differences in digital play addiction tendencies and parental guidance strategies of children aged 4-6 years before and during the COVID-19 pandemic. In this study, which was conducted with the relational screening model, which is one of the quantitative research types, 2 different study groups called Pre-Pandemic-Study 1 and Pandemic Process-Study 2 were used. In both study groups, the sample consists of parents with children between the ages of 4 and 6 who attend pre-school education institutions affiliated to the Ministry of National Education in the city center of Denizli. 437 parents participated in Pre-Pandemic-Study 1 and 496 parents participated in Pandemic Process-Study 2. In both study groups, parents were determined by simple random sampling method. The data of the study were collected using three data collection tools: "Preschool Children's Addiction Tendency Scale (DOBE)", "Digital Play Parental Mediation Strategies Scale (DOERS)" and "Personal Information Form". SPSS 25 package program was used in the analysis of the research data. To determine the differences between Pre-Pandemic-Study 1 and Pandemic Period-Study 2, differences between groups were determined using independent samples t-test. In addition, descriptive statistics on DOBE and DOERS scales were made and the two study groups were compared. Independent samples t-test and one-way analysis of variance (ANOVA) tests were applied to examine the relationship of children's and parents' sociocultural characteristics with digital game addiction tendencies and parental guidance strategies. Hierarchical regression analysis was conducted to determine the effects of sociocultural characteristics on children's digital game addiction tendencies. Independent samples t-test was applied to determine whether the parental guidance strategies applied by the parents participating in the study were statistically different between mothers and fathers. As a result of the analyzes, it was seen that the digital game addiction tendency of 4-6 year old children increased during the pandemic process compared to the pre-pandemic period. Considering the differences in the guidance strategies applied by the parents before the pandemic and during the pandemic period, it was seen that the scores of the active, free and digital parental guidance strategy increased during the pandemic process. In addition, it has been determined that fathers prefer the free strategy and direct their children to digital more than mothers, and fathers with a high level of education direct their children to digital more. In addition, it is seen that parents in the upper income group apply digital-directing and free parental mediation strategies to their children. However, it is seen that the working status of the mother significantly predicts the addiction tendency of the children. This finding shows that children's digital game addiction tendency scores increase as the working hours of the mother get longer. In addition, digital game addiction tendencies increase when children are male and are on the screen for longer periods of time. Finally, it was found that digital-directing and free parental mediation strategies significantly predicted children's addiction tendencies. In other words, as parents adopted digital-directing and free mediation strategies, children's digital game addiction tendencies increased.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Özkal, Ali; Meydan, Ali;
    Publisher: Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi
    Country: Turkey

    Bu araştırmanın amacı ortaokul öğrencilerinin Sosyal Bilgiler dersi kapsamında uzaktan eğitim sürecine yönelik görüşlerini incelemektir. Uzaktan eğitimin tarihi 1700'lü yıllara kadar geri götürülse de gerek dünyanın önemli merkezlerinde gerekse de ülkemizde pandemi dönemiyle birlikte gelişmesi hız kazanmış bir alandır. Bu bağlamda ülkemizde de Covid-19 pandemisi döneminde eğitim bir süre uzaktan bir şekilde devam etmiştir. Bu araştırmada ise uzaktan eğitim uygulamalarının Sosyal Bilgiler dersine bakan yönü öğrenci görüşleri üzerinden irdelenmiştir. Nitel araştırma yöntemine göre yapılan çalışmada görüşme tekniği uygulanmıştır. Önceden hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu katılımcılara uygulanmadan önce uzman denetiminden geçirilerek sorular revize edilmiştir. Toplanan veriler tematik analiz yöntemine göre analiz edilmiş ve kod-kategori ve temalar oluşturulmuştur. Araştırma verileri incelendiğinde toplamda beş boyut ortaya çıkmıştır. Bu boyutlar sırasıyla öğrencilerin uzaktan eğitimin teknik yapısına dair görüşleri, öğrencilerin uzaktan eğitimin Sosyal Bilgiler dersine dair görüşleri, öğrencilerin uzaktan eğitimin motivasyonuna dair görüşleri, öğrencilerin uzaktan eğitimin olumlu yönüne dair görüşleri ve öğrencilerin uzaktan eğitimin olumsuz yönüne dair görüşleridir. Birinci boyutta bağlantı, video-slayt ve yarışma kodları belirlenmiş ve bu kodlar avatantaj-dezavantaj kategorisinde ve teknik temasında birleştirilmiştir. İkinci boyutta ise odaklanma ve sınıf kodları tespit edilmiş bu kodlar yüz yüze kategorisinde ve geleneksel temasında birleştirilmiştir. Üçüncü boyutta ise öğretmen, sevme ve başarı kodları tespit edilmiştir. Bu kodlara uygun olarak da öğrenci-öğretmen kategorisi ve motivasyon teması belirlenmiştir. Araştırmanın öne çıkan dördüncü boyutunda ise teknik ve zaman kodu olumlu kategorisinde birleştirilmiştir. Bu kategorinin temasını ise esneklik oluşturmuştur. Son boyutta ise etkileşim ve teknik kodu belirlenmiş olup bu kodlara olumsuz adlı kategori ve teknoloji teması belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar genel olarak irdelendiğinde öğrencilerin uzaktan eğitimi çok benimsemediği ve yüz yüze eğitimi daha çok öne çıkardıkları gözlemlenmiştir. The aim of this research is to examine the views of secondary school students about the social studies course in the distance education process. Although the history of distance education goes back to the 1700s, it is an area that has accelerated its development both in important centers of the world and in our country with the pandemic period. In this context, education continued for a while in our country during the pandemic period. In this study, the aspect of distance education applications that looks at the social studies course was examined through student views. The interview technique was used in the study, which was carried out according to the qualitative research method. Before applying the pre-prepared semi-structured interview form to the participants, the questions were revised after expert control. The collected data were analyzed according to thematic analysis method and code-category and themes were created. When the research data were examined, five dimensions emerged in total. These dimensions are, respectively, their views on the technical structure of distance education, their views on the social studies course of distance education, the students' views on the motivation of distance education, the students' views on the positive aspects of distance education, and the students' views on the negative aspects of distance education. In the first dimension, link, video-slide and competition codes were determined and these codes were combined in the advantage-disadvantage category and technical theme. In the second dimension, focus and class codes were determined and these codes were combined in the face-to-face category and traditional theme. In the third dimension, the teacher, liking and success codes were determined. In accordance with these codes, the student-teacher category and motivation theme were determined. In the fourth dimension of the research, technique and time code were combined in the positive category. The theme of this category was flexibility. In the last dimension, the interaction and technical code was determined, and the negative category and technology theme were determined for these codes. When the results obtained from the research were examined in general, it was observed that the students did not adopt distance education much and they emphasized face-to-face education more.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    ERDOĞANARAS, Fatma; CİHANGİR CAMUR, Kübra; GÖRER TAMER, Nilgün; MERCAN, Kübra;
    Country: Turkey

    Public health has been the main agenda once again in the changing spatial paradigm during the Covid-19 pandemic period, and the ‘importance of establishing a healthy life-space relationship’ has once again emerged. The pandemic processes have changed people’s living patterns and habits all over the world. In many countries, quarantines with different contents, which we can define as ‘spatial limitation-closure’, have been implemented especially for cities and urban functions. Private and public institutions, companies and government offices have switched to flexible or remote (online) or rotational work practices. Education processes were suspended first, and with the continuity of the pandemic, online education models have been adopted in many countries. During the pandemic process, the lifestyle that changed suddenly and unexpectedly forced the spatial closure by gaining permanence, the time spent in the home-work-school and public common areas changed the context of urban activities. With the increase of time spent in closed / private spaces, people’s physical and social activities have decreased, and the importance of open / common areas has started to point out the significant debates in urban studies. In this context, the focus has been on the ‘commons’,neighborhoodefined as shared resources owned by the community, and questions of what new approaches will be in the planning and design of the space have been raised. During the pandemic period, meeting places, public transportation use, etc. travels, especially urban public spaces and services, have become health-risky. These limitations and the risk of contamination have made people more concerned than before the pandemic with their dwellings and commons such as streets, neighborhoods, parks, etc. Residents who cannot get away from where they live and seek space for themselves have entered the process of rediscovering their neighborhoods and streets. The common areas located at the border of the private living area, especially within walking distance / in the neighborhood, have gained importance, and the functions of these areas in terms of sustaining life have become more visible. In this study, the contribution of neighborhood commons to public health, and their increasing importance and functions are discussed in this context. This article is mainly based on a literature review and a related assembling study on neighborhood commons and healthy living environment within the urban planning discipline. The concept of ‘public health’, which has been referred to a lot, is determined as the main axis of this study. Neighborhood commons (open and green areas, amenities and service areas, etc.) and their functions, concerning public health at the neighborhood level, are questioned relating to socio-economic factors. While the importance of common areas, parks and streets that support physical activity and mobility in the neighborhood increased during the pandemic process; it has been revealed that socio-economic and spatial inequalities negatively affect the physical and mental health of individuals, and the spatial content of public health creates a problem area that needs to be studied interdisciplinary. Halk sağlığı, yaşanılan Covid-19 pandemi döneminde mekansal paradigmanın değişimi tartışmalarında ana gündemi oluşturmuş ve ‘sağlıklı yaşam-mekan ilişkisinin doğru kurulmasının önemi’ bir kez daha ortaya çıkmıştır. Pandemi sürecinin farklı bileşenleri insanların yaşam düzenlerini ve alışkanlıklarını tüm dünyada değiştirmiştir. Birçok ülkede özellikle kentler ve kentsel fonksiyonlar için ‘mekansal içe kapanma’ olarak tanımlayabileceğimiz farklı içeriklerde karantinalar uygulanmıştır. Özel ve resmi kurum/kuruluşlar uzaktan (online) veya dönüşümlü mesai uygulamalarına geçmek zorunda kalmış, eğitim süreçlerine önce ara verilmiş, pandeminin süreklilik kazanmasıyla çok sayıda ülkede çevrimiçi eğitim modeline geçilmiştir. Pandemi sürecinde ani olarak değişen ve beklenmedik biçimde kalıcılık kazanarak mekansal kapanmaya zorlayan yaşam şekli, ev-iş-okul ve kamusal müşterek alanlarda geçirilen süreleri, kentsel faaliyetlerin içeriğini değiştirmiştir. Kapalı/özel alanlarda geçirilen sürenin artmasıyla insanların fiziksel ve sosyal aktiviteleri azalmış, açık/müşterek alanların önemi, üzerinde çok tartışılan kentsel çalışmaları işaret etmeye başlamıştır. Bu kapsamda topluluğun sahip olduğu, paylaşılan kaynaklar olarak tanımlanan ‘müştereklere’ odaklanılmış ve mekanın planlanmasında, tasarımında yeni yaklaşımların ne olacağı soruları gündeme gelmiştir. Pandemi döneminde bulaş riski barındıran toplanma mekanları, toplu taşıma kullanımı vd. yolculuklar, özellikle kentsel kamusal mekanlar ve hizmetler sağlık açısından riskli hale gelmiştir. Bu sınırlamalar ve bulaş riski insanları yaşadıkları konut, ortak yaşam alanları olan sokak, mahalle, parklar, vb. yerler ile pandemi öncesine göre daha ilgili hale getirmiştir. Yaşadıkları yerden uzaklaşamayan ve kendilerine alan arayan kentliler mahallelerini ve sokaklarını yeniden keşfetme sürecine girmiştir. Özel yaşam alanının hemen sınırında yer alan, özellikle yürüme mesafesindeki/mahalledeki müşterek alanlar önem kazanmış, bu alanların yaşamın sürdürülmesi boyutundaki işlevleri öne çıkmıştır. Çalışmada, mahalledeki müşterek alanların halk sağlığına katkısı ve artan önemi ile işlevi, bu kapsamda tartışılmıştır. Araştırmada şehir planlama disiplini içerisinde mahalle müşterekleri ve sağlıklı yaşam çevresi temel alınarak literatür taraması ve buna bağlı bir derleme çalışması yapılmıştır. Yapılan taramanın sonucunda üzerinde çok tartışılan ‘halk sağlığı’ kavramı bu çalışmanın ana ekseni olarak belirlenmiştir. Halk sağlığını mahalle ölçeğinde ilgilendiren mahalle müşterekleri (açık ve yeşil alanlar, ortak donatı alanları vb.) ve işlevleri, sosyo-ekonomik faktörlerle etkileşimli olarak ele alınmıştır. Pandemi sürecinde mahallede fiziksel aktivite ve hareketliliği destekleyen ortak alanların, parkların ve sokakların önemi artarken; sosyo-ekonomik ve mekansal eşitsizliklerin bireylerin fiziksel ve ruhsal sağlığını olumsuz etkilediği, halk sağlığının mekansal içeriğinin, üzerinde çalışılması gereken disiplinlerarası bir sorun alanı oluşturduğu ortaya çıkarılmıştır.

  • Publication . Book . 2020
    Closed Access Turkish
    Authors: 
    Karaman, Kamuran; Baran, Ali İrfan; Yıldız, Hanifi; Yüzkat, Nureddin; İliklerden , Ümit Haluk;
    Country: Turkey
  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Yaşar, Burze; Güravşar, Sinem;
    Publisher: Pamukkale Üniversitesi
    Country: Turkey

    Bu çalışmada COVID-19 kriziyle mücadelede önemli rol üstlenebilecek, sosyal sorunların çözümünde karlılık yerine sosyal faydayı önceleyen sosyal girişimlerin kriz sürecindeki mevcut durumlarına, krizden nasıl etkilendiklerine ve krizde aldıkları operasyonel kararlara yönelik anket bulguları ulusal ve uluslararası ölçekte farklı ekosistemlerde yapılan araştırmalarla kıyaslanarak analiz edilmektedir. Bu bulgular ışığında ortaya koyulan mevcut durumu iyileştirmek üzere sosyal girişimlerin salgın sürecinde desteklenmesine yönelik farkındalığın arttırılması, finansal ve finansal olmayan desteklerin sağlanması, ağlar üzerinden iletişimin güçlendirilmesi yönünde politika önerileri sunulmaktadır. Çalışma, krizin Türkiye’deki sosyal girişimler üzerindeki etkisini inceleyen ilk çalışma olması ve krize yönelik ulusal ve uluslararası kaynakları ortaya koyması açılarından literatüre katkı sağlamaktadır.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Kılıç, Akile;
    Publisher: Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
    Country: Turkey

    1973‘de Bretton Woods Sistemi’nin sona ermesini takip eden yıllarda Türkiye dahil bir çok ülke dalgalı kur sistemini benimsemiştir. Bu gelişme döviz kurunda artan oynaklığa yol açarak yatırımcılar ve uluslararası ticaretle uğraşan firmalar açısından oldukça önemli hale gelmiştir. Ayrıca döviz kurunda meydana gelen dalgalanmaların ortaya çıkardığı riskten bir korunma yöntemi olarak döviz kurunda yaşanan dalgalanma ile hisse senedi endeks getirisi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi yer almaktadır. Bu çalışma 11.03.2020-30.12.2021 dönemine ait günlük verileri ele alarak döviz kuru oynaklığı ile hisse senedi endeks getirisi arasındaki ilişkiyi incelemeyi hedeflemiştir. Seriler üzerindeki durağanlığın analizi için Geliştirilmiş Dikey Fuller(Augmented Dickey Fuller-ADF) birim kök sınamasını takiben döviz kuru oynaklığını modellemek amacıyla doğrusal stokastik modellerden otoregresif hareketli ortalama modellerinden ARMA (2,2) modeli ve Üssel (Exponential) genelleştirilmiş otoregresif koşullu değişen varyans (GARCH) modellerinden EGARCH (2,2) modeli tahmin edilmiştir. Döviz kuru oynaklığı ile hisse senedi endeks getirisinin aralarındaki nedensellik ilişkisini belirlemek için Granger nedensellik testi uygulanmıştır. Analiz sonucunda değişkenlerin düzeyde durağan olduğu belirlenmiş ve döviz kuru (USD/TRY) oynaklığı ile hisse senedi endeks getirisi (BİST100) arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. İn the years followİng the end of the Bretton Woods System İn 1973, many countrİes, İncludİng Turkey, adopted the floatİng exchange rate system. Thİs development has led to İncreased volatİlİty İn the exchange rate, makİng İt very İmportant for İnvestors and companİes dealİng wİth İnternatİonal trade. İn addİtİon, the fluctuatİons İn the exchange rate caused rİsks and uncertaİntİes. Thus, İt has become a prerequİsİte to evaluate the relatİonshİp between the fluctuatİon İn the exchange rate and the stock İndex return İn order to be protected from the rİsk and uncertaİnty. The aİm of thİs study İs to examİne the relatİonshİp between exchange rate volatİlİty and stock İndex return. The data for the perİod of 11.03.2020-30.12.2021 were İncluded İn the research on a daİly basİs. The Enhanced Dİckey Fuller (Augmented Dİckey Fuller-ADF) unİt root test was performed to analyze the statİonarİty on the serİes. İn order to model exchange rate volatİlİty, ARMA (2,2) model from lİnear stochastİc models, autoregressİve movİng average models and EGARCH (2,2) model from Exponentİal generalİzed autoregressİve condİtİonal varİable varİance (GARCH) models were estİmated. Granger causalİty test was applİed to determİne the causal relatİonshİp between exchange rate volatİlİty and stock İndex return. As a result of the analysİs, İt was determİned that the varİables were statİonary at the level and a bİdİrectİonal causalİty relatİonshİp was determİned between exchange rate (USD/TRY) volatİlİty and stock İndex return (BİST100).

Advanced search in Research products
Research products
arrow_drop_down
Searching FieldsTerms
Any field
arrow_drop_down
includes
arrow_drop_down
Include:
The following results are related to COVID-19. Are you interested to view more results? Visit OpenAIRE - Explore.
1,984 Research products, page 1 of 199
  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Ceyhun Güler;
    Publisher: İstanbul Üniversitesi
    Country: Turkey

    Covid-19 salgını küresel düzeyde toplumsal ve ekonomik anlamda çok sayıda sorunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. İşsizlik, iş gücüne katılımın azalması, gelir kaybı, sosyal korumadan yoksunluk ve virüs bulaşma riski ise çalışma yaşamı içerisinde salgınla bağlantılı ortaya çıkan sorunlar arasında yer almıştır. Çoğunlukla kayıt dışı çalışan güvencesiz gruplar bahsi geçen sorunlardan çok daha yoğun etkilenmişlerdir. Ev işçileri de bu güvencesiz gruplar arasında bulunmaktadır. Kayıt dışılık ve güvencesizlik ev işçilerini salgın döneminde çok daha kırılgan ve savunmasız hale getirmiştir. Bu çalışmada ev işçilerinin salgın döneminde yaşadıkları sorunları, gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeler aracılığıyla işçilerin deneyimleri üzerinden anlaşılması amaçlanmıştır. Bahsedilen amaç doğrultusunda İstanbul’da yaşayan 35 kadın ev işçisi ile yarı yapılandırılmış sorular aracılığıyla online platformlar veya telefon görüşmeleri üzerinden derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında kendileriyle görüşme gerçekleştirilen ev işçilerinin Covid-19 salgını döneminde yaşadıkları sorunlar ve maruz kaldıkları hak ihlalleri mülakat verileri üzerinden betimsel bir şekilde analiz edilmeye çalışılmıştır. Araştırma bulguları ev işçilerinin, çalışma hakkı ve diğer temel insan hakları bağlamında çok sayıda hak ihlaline maruz kaldıklarını göstermiştir. İş ve gelir kaybı, sosyal korumadan yoksunluk, iş yükünün ağırlaşması, ücretli izin hakkına erişememe, mesai saatlerinin uzaması vb. ev işçilerinin dikkat çektikleri sorunlardan olmuştur. The COVID-19 outbreak has caused social and economic problems at a global level. Unemployment, reduced participation in the workforce, loss of income, lack of social protection, and infection are among employment-related problems, impacting insecure groups, mostly working informally adversely. Domestic workers included in these groups were particularly vulnerable during the pandemic due to informality and insecurity. This study aims to understand the issues faced by 35 women domestic workers in Istanbul throughout the pandemic by conducting in-depth interviews using semi-structured questions via online platforms or phone calls. The problems and rights violations experienced by domestic workers were evaluated descriptively through interview data within the study’s scope. Research findings show that domestic workers are subjected to numerous rights violations related to the right to work and other fundamental human rights. Among the issues raised in interviews, loss of work and income, lack of social protection, heavy workload, and inability to access paid leave emerged.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Kaplan, Ebru; Kul, Hasan Hüseyin; Bektaş, Oktay; Öner Armağan, Fulya;
    Publisher: Aksaray Üniversitesi
    Country: Turkey

    In this study, it was aimed to determine the attitudes of eighth grade students’ parents regarding distance education activities carried out in Turkey during the Covid-19 pandemic. The study was carried out by survey, which is a design of quantitative research method. The accessible population of the study was formed by the parents of the students attending the eighth grade in Kayseri in the 2020-2021 academic year. The target population is composed of parent of eighth grade students in Kayseri Melikgazi district. The sample of the study was composed of 140 parents of students who were eighth graders determined by simple selective sampling. The "Attitude Scale towards Distance Education" developed by Kışla (2016) for pre-service teachers and having a reliability coefficient of .89 was adapted to parents and used as a data collection tool. The scale took its final shape in line with the feedback of two experts in the field of science education. The reliability coefficient of the scale was determined as .93. After this stage, explanatory and confirmatory factor analysis were performed for the construct validity of the scale. As a result of the factor analysis, a single-factor scale of 18 items was obtained. After applying the scale to parents in the final version, the data obtained were analyzed in the SPSS 26 package program. It was found that the data showed normal distribution, and therefore parametric tests were used. Based on the findings, it was concluded that the attitude levels of parents towards distance education were low. As a result of the analysis, there was no significant difference between the attitude scores of parents towards distance education in terms of gender, education level, place of residence, and location of the school in which the student attended. Based on the results of the research, it is recommended that the level of attitude about distance education of parents with students at different grade levels, teachers and lecturers should be determined. Bu çalışmada Covid-19 pandemi sürecinde Türkiye'de gerçekleştirilen uzaktan eğitim faaliyetlerine ilişkin sekizinci sınıf öğrenci velilerinin tutumlarının belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışma nicel araştırma yönteminin bir deseni olan tarama ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ulaşılabilir evrenini 2020-2021 eğitim öğretim yılında Kayseri’de sekizinci sınıfa devam eden öğrencilerin velileri oluşturmuştur. Hedef evrenini ise Kayseri merkez Melikgazi ilçesindeki sekizinci sınıf öğrencilerin velileri oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini ise basit seçkisiz örnekleme ile belirlenen 140 sekizinci sınıf öğrenci velisi oluşturmaktadır. Kışla (2016) tarafından öğretmen adayları için geliştirilen ve 0,89 güvenirlik katsayısına sahip olan “Uzaktan Eğitime Yönelik Tutum Ölçeği” velilere göre uyarlanmış ve veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Ölçek, fen eğitimi alandaki iki uzmanın geribildirimleri doğrultusunda son şeklini almıştır. Ölçeğin güvenirlik katsayısı 0,93 olarak tespit edilmiştir. Bu aşamadan sonra ölçeğin yapı geçerliği için açımlayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Yapılan faktör analizleri neticesinde 18 maddelik tek faktörlü ölçek elde edilmiştir. Ölçek son hali ile velilere uygulandıktan sonra elde edilen veriler analize tabi tutulmuştur. Verilerin normal dağılım gösterdiği tespit edilmiş ve bu sebeple parametrik testler kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre ebeveynlerin uzaktan eğitime yönelik tutum düzeylerinin düşük olduğu sonucuna varılmıştır. Yapılan analizler sonucunda uzaktan eğitime yönelik veli tutum puanları arasında; cinsiyet, eğitim seviyesi, yaşanılan yer ve öğrencinin öğrenim gördüğü okulun konumu değişkenleri açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Araştırma sonuçlarından hareketle farklı sınıf seviyelerinde öğrencisi bulunan velilerin ve eğitim sürecinin diğer paydaşları olan öğrenciler, öğretmenler ve öğretim elemanlarının uzaktan eğitim hakkında tutum düzeylerinin belirlenmesi önerilmektedir.

  • Publication . Conference object . 2021
    Closed Access Turkish
    Authors: 
    Koçer, Nida; Tunçay, Tuba; Sarı, Esra;
    Country: Turkey
  • Open Access Turkish
    Authors: 
    İlikkan, Esra;
    Publisher: Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
    Country: Turkey

    Covid-19 salgını tüm dünyada etkisini göstermiş olup insanların kendi sağlık ve güvenlikleri için endişelenmesine neden olmuştur. Covid-19 pandemisi ekonomik, politik ve sosyal alanları etkilemiş ve bu etkilere bağlı olarak işletmelerin çalışma ve iş yapış şekillerinde çeşitli değişiklikler olmuştur. Bu çalışmanın amacı, muhasebe meslek mensuplarının ve stajyerlerin Covid-19 salgınından öncelikle mesleki faaliyetleri açısından nasıl etkilendiğini araştırmaktır. Ayrıca meslek mensupları ve meslek mensubu adaylarının mesleklerini icra ederken Covid-19 risk algısı da değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında muhasebe meslek mensuplarına pandeminin mesleğe olan etkisi ile ilgili görüşleri ve Yaşam Kalitesi Risk Algısı Ölçeğine verilen cevapları deneyim, cinsiyet, eğitim durumu ve Covid-19 geçirip geçirmeme veya karantinada kalma açısından değerlendirilmiştir. Anket ile toplanan verilerin analizi IBM SPSS istatistik programında yapılmıştır. Bilecik SMMM Odasına kayıtlı ve aktif çalışan muhasebe meslek mensubu ve stajyerin ankete verdikleri cevapların frekans ve ortalama sonuçları değerlendirilmiştir. Katılımcılar, iş yoğunluğunda pandemi öncesine kıyasla artış olduğunu, ücret tahsilinde gecikmelerin yaşandığını, evrak toplama ve evraklara ulaşma konusunda sıkıntı yaşadıklarını ayrıca pandemi süresince mesleki faaliyetlerde mesleki birliklerin ve devletin desteğini hissetmedikleri, mükellef sayısında artış olmadığını ve muhasebe programı/uygulaması satın alma ihtiyacının artmadığını belirtmişlerdir. Yapılan analizlere göre Covid-19 döneminde Covid-19 geçirip geçirmediklerine göre meslek mensuplarının pandemi sürecine yönelik algılarında istatistiki farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Ancak Covid-19 geçirme ile Yaşam Kalitesi Risk Algısı Ölçeği ifadeleri için arasında anlamlı bir ilişki vardır. Bunlarla birlikte katılımcıların mükellef sayıları ve deneyimlerine göre verdikleri cevaplar arasında istatistiksel anlamda fark olduğu tespit edilmiştir. Muhasebe meslek mensuplarının Covid-19 pandemi döneminde yeni sürece adapte olma çabasında çeşitli zorluklarla mücadele ettiği gözlemlenmektedir. Toplum ile devlet arasındaki köprü görevini üstlenen muhasebe mesleği için gerekli destek ve yönetim sürecinin devlet ve meslek odalarınca verilmediği, meslek mensuplarının kendilerince bu belirsizlik ortamından çıkmaya çalışmalarının özel yaşamlarına olumsuz yansımaları olması araştırmanın sonuçlarındandır. The Covid-19 epidemic, which has affected the whole world, has caused people to worry about their health and safety. The Covid-19 pandemic has affected the economic, political, and social fields, and depending on these effects; there have been various changes in the way businesses work and do business. This study investigates how the Covid-19 outbreak primarily influences professional accountants and interns in terms of their professional activities. Within the scope of the study, the opinions of professional accountants about the impact of the pandemic on the profession and their answers to the Quality of Life Risk Perception Scale were evaluated in terms of experience, number of taxpayers, gender, education level and whether they had Covid-19 or remained in quarantine. In addition, the Covid-19 risk perception of professionals and professional candidates while performing their profession was also evaluated. The analysis of the data collected by the questionnaire was made in the IBM SPSS statistical program. The frequency and average results of the answers given to the questionnaire by professional accountants and trainees registered and active in the Bilecik CPA Chamber were evaluated. The participants stated that there was an increase in the workload compared to before the pandemic, there were delays in the collection of wages, they had difficulties in collecting and reaching the documents, they also did not feel the support of professional associations and the state in their professional activities, there was no increase in the number of taxpayers and the need to purchase accounting programs/applications did not increase. According to the analyses made, it has been determined that there is no statistical difference in the professionals' perceptions regarding the pandemic process according to whether they had Covid-19 during the Covid-19 period. However, there is a significant relationship between having Covid-19 and the items on the Quality of Life Risk Perception Scale. In addition, it has been determined that there is a statistical difference between the answers given by the participants according to the number of taxpayers and their experiences. It is observed that professional accountants struggle with various difficulties in their efforts to adapt to the new process during the Covid-19 pandemic period. It is among the results of the research that the necessary support and management process for the accounting profession, which acts as a bridge between society and the state, is not provided by the state and professional chambers and that the professional members efforts to get out of this uncertainty environment have negative reflections on their private lives.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Güzen, Müzeyyen;
    Publisher: Pamukkale Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü
    Country: Turkey

    Bu çalışmanın amacı COVID-19 pandemi öncesi ve pandemi sürecinde 4-6 yaş çocuklarının dijital oyun bağımlılık eğilimleri ve ebeveyn rehberlik stratejilerinde görülen farklılıkları incelemektir. Nicel araştırma türlerinden ilişkisel tarama modeliyle yapılan bu araştırmada Pandemi Öncesi-Çalışma 1 ve Pandemi Süreci-Çalışma 2 olarak adlandırılan 2 farklı çalışma grubu kullanılmıştır. Her iki çalışma grubunda da örneklemi, Denizli il merkezindeki Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bağımsız ve ilkokul bünyesindeki okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 4-6 yaş arasında çocuğu olan ebeveynler oluşturmaktadır. Pandemi Öncesi-Çalışma 1’e 437 ebeveyn, Pandemi Süreci-Çalışma 2’ye ise 496 ebeveyn katılmıştır. Her iki çalışma grubunda da ebeveynler basit seçkisiz örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Araştırmanın verileri ‘‘Okul Öncesi Dönem Çocukları Bağımlılık Eğilimi Ölçeği (DOBE)’’, ‘‘Dijital Oyun Ebeveyn Rehberlik Stratejileri Ölçeği (DOERS)’’ ve ‘‘Kişisel Bilgi Formu’’ olmak üzere üç veri toplama aracı kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 25 paket programı kullanılmıştır. Pandemi Öncesi-Çalışma 1 ve Pandemi Süreci-Çalışma 2 arasındaki farkları belirlemek için bağımsız örneklemler t testi kullanılarak gruplar arası farklar saptanmıştır. Ayrıca DOBE ve DOERS ölçeğine ilişkin betimsel istatistikler yapılmış ve iki çalışma grubu karşılaştırılmıştır. Çocukların ve ebeveynlerin sosyokültürel özelliklerinin dijital oyun bağımlılık eğilimleri ve ebeveyn rehberlik stratejileriyle ilişkisini incelemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testleri uygulanmıştır. Çocukların dijital oyun bağımlılık eğilimlerine sosyokültürel özelliklerin etkilerini belirlemek için ise hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Çalışmaya katılan ebeveynlerin uyguladıkları ebeveyn rehberlik stratejilerinin anne ve babalar arasında istatistiksel olarak fark olup olmadığını belirlemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda pandemi öncesine göre pandemi sürecinde 4-6 yaş çocuklarının dijital oyun bağımlılık eğiliminin artış gösterdiği görülmüştür. Ebeveynlerin uyguladığı rehberlik stratejilerinde pandemi öncesi ve pandemi sürecinde farklılıklara bakıldığında pandemi sürecinde aktif, serbest ve dijitale yönlendiren ebeveyn rehberlik stratejisi puanlarının arttığı görülmüştür. Ayrıca babaların annelere göre çocuklarını daha fazla dijitale yönlendiren ve serbest stratejiyi tercih ettiği ve eğitim düzeyi yüksek olan babaların, çocuklarını daha fazla dijitale yönlendirdikleri saptanmıştır. Bunun yanı sıra üst gelir grubunda bulunan ebeveynlerin çocuklarına dijitale yönlendiren ve serbest ebeveyn rehberlik stratejilerini uyguladıkları görülmektedir. Bununla birlikte annenin çalışma durumunun çocukların bağımlılık eğilimini anlamlı olarak yordadığı görülmektedir. Bu bulgu annenin çalışma saatleri uzadıkça çocukların dijital oyun bağımlılık eğilimi puanlarında artış olduğunu göstermektedir. Ayrıca çocukların cinsiyeti erkek olduğunda ve daha uzun süre ekran başında olduklarında dijital oyun bağımlılık eğilimleri artmaktadır. Son olarak dijitale yönlendiren ve serbest ebeveyn rehberlik stratejilerinin çocukların bağımlılık eğilimlerini anlamlı olarak yordadığı saptanmıştır. Diğer bir ifadeyle, ebeveynler dijitale yönlendiren ve serbest rehberlik stratejilerini benimsedikçe, çocukların dijital oyun bağımlılık eğilimleri artmıştır. The aim of this study is to examine the differences in digital play addiction tendencies and parental guidance strategies of children aged 4-6 years before and during the COVID-19 pandemic. In this study, which was conducted with the relational screening model, which is one of the quantitative research types, 2 different study groups called Pre-Pandemic-Study 1 and Pandemic Process-Study 2 were used. In both study groups, the sample consists of parents with children between the ages of 4 and 6 who attend pre-school education institutions affiliated to the Ministry of National Education in the city center of Denizli. 437 parents participated in Pre-Pandemic-Study 1 and 496 parents participated in Pandemic Process-Study 2. In both study groups, parents were determined by simple random sampling method. The data of the study were collected using three data collection tools: "Preschool Children's Addiction Tendency Scale (DOBE)", "Digital Play Parental Mediation Strategies Scale (DOERS)" and "Personal Information Form". SPSS 25 package program was used in the analysis of the research data. To determine the differences between Pre-Pandemic-Study 1 and Pandemic Period-Study 2, differences between groups were determined using independent samples t-test. In addition, descriptive statistics on DOBE and DOERS scales were made and the two study groups were compared. Independent samples t-test and one-way analysis of variance (ANOVA) tests were applied to examine the relationship of children's and parents' sociocultural characteristics with digital game addiction tendencies and parental guidance strategies. Hierarchical regression analysis was conducted to determine the effects of sociocultural characteristics on children's digital game addiction tendencies. Independent samples t-test was applied to determine whether the parental guidance strategies applied by the parents participating in the study were statistically different between mothers and fathers. As a result of the analyzes, it was seen that the digital game addiction tendency of 4-6 year old children increased during the pandemic process compared to the pre-pandemic period. Considering the differences in the guidance strategies applied by the parents before the pandemic and during the pandemic period, it was seen that the scores of the active, free and digital parental guidance strategy increased during the pandemic process. In addition, it has been determined that fathers prefer the free strategy and direct their children to digital more than mothers, and fathers with a high level of education direct their children to digital more. In addition, it is seen that parents in the upper income group apply digital-directing and free parental mediation strategies to their children. However, it is seen that the working status of the mother significantly predicts the addiction tendency of the children. This finding shows that children's digital game addiction tendency scores increase as the working hours of the mother get longer. In addition, digital game addiction tendencies increase when children are male and are on the screen for longer periods of time. Finally, it was found that digital-directing and free parental mediation strategies significantly predicted children's addiction tendencies. In other words, as parents adopted digital-directing and free mediation strategies, children's digital game addiction tendencies increased.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Özkal, Ali; Meydan, Ali;
    Publisher: Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi
    Country: Turkey

    Bu araştırmanın amacı ortaokul öğrencilerinin Sosyal Bilgiler dersi kapsamında uzaktan eğitim sürecine yönelik görüşlerini incelemektir. Uzaktan eğitimin tarihi 1700'lü yıllara kadar geri götürülse de gerek dünyanın önemli merkezlerinde gerekse de ülkemizde pandemi dönemiyle birlikte gelişmesi hız kazanmış bir alandır. Bu bağlamda ülkemizde de Covid-19 pandemisi döneminde eğitim bir süre uzaktan bir şekilde devam etmiştir. Bu araştırmada ise uzaktan eğitim uygulamalarının Sosyal Bilgiler dersine bakan yönü öğrenci görüşleri üzerinden irdelenmiştir. Nitel araştırma yöntemine göre yapılan çalışmada görüşme tekniği uygulanmıştır. Önceden hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu katılımcılara uygulanmadan önce uzman denetiminden geçirilerek sorular revize edilmiştir. Toplanan veriler tematik analiz yöntemine göre analiz edilmiş ve kod-kategori ve temalar oluşturulmuştur. Araştırma verileri incelendiğinde toplamda beş boyut ortaya çıkmıştır. Bu boyutlar sırasıyla öğrencilerin uzaktan eğitimin teknik yapısına dair görüşleri, öğrencilerin uzaktan eğitimin Sosyal Bilgiler dersine dair görüşleri, öğrencilerin uzaktan eğitimin motivasyonuna dair görüşleri, öğrencilerin uzaktan eğitimin olumlu yönüne dair görüşleri ve öğrencilerin uzaktan eğitimin olumsuz yönüne dair görüşleridir. Birinci boyutta bağlantı, video-slayt ve yarışma kodları belirlenmiş ve bu kodlar avatantaj-dezavantaj kategorisinde ve teknik temasında birleştirilmiştir. İkinci boyutta ise odaklanma ve sınıf kodları tespit edilmiş bu kodlar yüz yüze kategorisinde ve geleneksel temasında birleştirilmiştir. Üçüncü boyutta ise öğretmen, sevme ve başarı kodları tespit edilmiştir. Bu kodlara uygun olarak da öğrenci-öğretmen kategorisi ve motivasyon teması belirlenmiştir. Araştırmanın öne çıkan dördüncü boyutunda ise teknik ve zaman kodu olumlu kategorisinde birleştirilmiştir. Bu kategorinin temasını ise esneklik oluşturmuştur. Son boyutta ise etkileşim ve teknik kodu belirlenmiş olup bu kodlara olumsuz adlı kategori ve teknoloji teması belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar genel olarak irdelendiğinde öğrencilerin uzaktan eğitimi çok benimsemediği ve yüz yüze eğitimi daha çok öne çıkardıkları gözlemlenmiştir. The aim of this research is to examine the views of secondary school students about the social studies course in the distance education process. Although the history of distance education goes back to the 1700s, it is an area that has accelerated its development both in important centers of the world and in our country with the pandemic period. In this context, education continued for a while in our country during the pandemic period. In this study, the aspect of distance education applications that looks at the social studies course was examined through student views. The interview technique was used in the study, which was carried out according to the qualitative research method. Before applying the pre-prepared semi-structured interview form to the participants, the questions were revised after expert control. The collected data were analyzed according to thematic analysis method and code-category and themes were created. When the research data were examined, five dimensions emerged in total. These dimensions are, respectively, their views on the technical structure of distance education, their views on the social studies course of distance education, the students' views on the motivation of distance education, the students' views on the positive aspects of distance education, and the students' views on the negative aspects of distance education. In the first dimension, link, video-slide and competition codes were determined and these codes were combined in the advantage-disadvantage category and technical theme. In the second dimension, focus and class codes were determined and these codes were combined in the face-to-face category and traditional theme. In the third dimension, the teacher, liking and success codes were determined. In accordance with these codes, the student-teacher category and motivation theme were determined. In the fourth dimension of the research, technique and time code were combined in the positive category. The theme of this category was flexibility. In the last dimension, the interaction and technical code was determined, and the negative category and technology theme were determined for these codes. When the results obtained from the research were examined in general, it was observed that the students did not adopt distance education much and they emphasized face-to-face education more.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    ERDOĞANARAS, Fatma; CİHANGİR CAMUR, Kübra; GÖRER TAMER, Nilgün; MERCAN, Kübra;
    Country: Turkey

    Public health has been the main agenda once again in the changing spatial paradigm during the Covid-19 pandemic period, and the ‘importance of establishing a healthy life-space relationship’ has once again emerged. The pandemic processes have changed people’s living patterns and habits all over the world. In many countries, quarantines with different contents, which we can define as ‘spatial limitation-closure’, have been implemented especially for cities and urban functions. Private and public institutions, companies and government offices have switched to flexible or remote (online) or rotational work practices. Education processes were suspended first, and with the continuity of the pandemic, online education models have been adopted in many countries. During the pandemic process, the lifestyle that changed suddenly and unexpectedly forced the spatial closure by gaining permanence, the time spent in the home-work-school and public common areas changed the context of urban activities. With the increase of time spent in closed / private spaces, people’s physical and social activities have decreased, and the importance of open / common areas has started to point out the significant debates in urban studies. In this context, the focus has been on the ‘commons’,neighborhoodefined as shared resources owned by the community, and questions of what new approaches will be in the planning and design of the space have been raised. During the pandemic period, meeting places, public transportation use, etc. travels, especially urban public spaces and services, have become health-risky. These limitations and the risk of contamination have made people more concerned than before the pandemic with their dwellings and commons such as streets, neighborhoods, parks, etc. Residents who cannot get away from where they live and seek space for themselves have entered the process of rediscovering their neighborhoods and streets. The common areas located at the border of the private living area, especially within walking distance / in the neighborhood, have gained importance, and the functions of these areas in terms of sustaining life have become more visible. In this study, the contribution of neighborhood commons to public health, and their increasing importance and functions are discussed in this context. This article is mainly based on a literature review and a related assembling study on neighborhood commons and healthy living environment within the urban planning discipline. The concept of ‘public health’, which has been referred to a lot, is determined as the main axis of this study. Neighborhood commons (open and green areas, amenities and service areas, etc.) and their functions, concerning public health at the neighborhood level, are questioned relating to socio-economic factors. While the importance of common areas, parks and streets that support physical activity and mobility in the neighborhood increased during the pandemic process; it has been revealed that socio-economic and spatial inequalities negatively affect the physical and mental health of individuals, and the spatial content of public health creates a problem area that needs to be studied interdisciplinary. Halk sağlığı, yaşanılan Covid-19 pandemi döneminde mekansal paradigmanın değişimi tartışmalarında ana gündemi oluşturmuş ve ‘sağlıklı yaşam-mekan ilişkisinin doğru kurulmasının önemi’ bir kez daha ortaya çıkmıştır. Pandemi sürecinin farklı bileşenleri insanların yaşam düzenlerini ve alışkanlıklarını tüm dünyada değiştirmiştir. Birçok ülkede özellikle kentler ve kentsel fonksiyonlar için ‘mekansal içe kapanma’ olarak tanımlayabileceğimiz farklı içeriklerde karantinalar uygulanmıştır. Özel ve resmi kurum/kuruluşlar uzaktan (online) veya dönüşümlü mesai uygulamalarına geçmek zorunda kalmış, eğitim süreçlerine önce ara verilmiş, pandeminin süreklilik kazanmasıyla çok sayıda ülkede çevrimiçi eğitim modeline geçilmiştir. Pandemi sürecinde ani olarak değişen ve beklenmedik biçimde kalıcılık kazanarak mekansal kapanmaya zorlayan yaşam şekli, ev-iş-okul ve kamusal müşterek alanlarda geçirilen süreleri, kentsel faaliyetlerin içeriğini değiştirmiştir. Kapalı/özel alanlarda geçirilen sürenin artmasıyla insanların fiziksel ve sosyal aktiviteleri azalmış, açık/müşterek alanların önemi, üzerinde çok tartışılan kentsel çalışmaları işaret etmeye başlamıştır. Bu kapsamda topluluğun sahip olduğu, paylaşılan kaynaklar olarak tanımlanan ‘müştereklere’ odaklanılmış ve mekanın planlanmasında, tasarımında yeni yaklaşımların ne olacağı soruları gündeme gelmiştir. Pandemi döneminde bulaş riski barındıran toplanma mekanları, toplu taşıma kullanımı vd. yolculuklar, özellikle kentsel kamusal mekanlar ve hizmetler sağlık açısından riskli hale gelmiştir. Bu sınırlamalar ve bulaş riski insanları yaşadıkları konut, ortak yaşam alanları olan sokak, mahalle, parklar, vb. yerler ile pandemi öncesine göre daha ilgili hale getirmiştir. Yaşadıkları yerden uzaklaşamayan ve kendilerine alan arayan kentliler mahallelerini ve sokaklarını yeniden keşfetme sürecine girmiştir. Özel yaşam alanının hemen sınırında yer alan, özellikle yürüme mesafesindeki/mahalledeki müşterek alanlar önem kazanmış, bu alanların yaşamın sürdürülmesi boyutundaki işlevleri öne çıkmıştır. Çalışmada, mahalledeki müşterek alanların halk sağlığına katkısı ve artan önemi ile işlevi, bu kapsamda tartışılmıştır. Araştırmada şehir planlama disiplini içerisinde mahalle müşterekleri ve sağlıklı yaşam çevresi temel alınarak literatür taraması ve buna bağlı bir derleme çalışması yapılmıştır. Yapılan taramanın sonucunda üzerinde çok tartışılan ‘halk sağlığı’ kavramı bu çalışmanın ana ekseni olarak belirlenmiştir. Halk sağlığını mahalle ölçeğinde ilgilendiren mahalle müşterekleri (açık ve yeşil alanlar, ortak donatı alanları vb.) ve işlevleri, sosyo-ekonomik faktörlerle etkileşimli olarak ele alınmıştır. Pandemi sürecinde mahallede fiziksel aktivite ve hareketliliği destekleyen ortak alanların, parkların ve sokakların önemi artarken; sosyo-ekonomik ve mekansal eşitsizliklerin bireylerin fiziksel ve ruhsal sağlığını olumsuz etkilediği, halk sağlığının mekansal içeriğinin, üzerinde çalışılması gereken disiplinlerarası bir sorun alanı oluşturduğu ortaya çıkarılmıştır.

  • Publication . Book . 2020
    Closed Access Turkish
    Authors: 
    Karaman, Kamuran; Baran, Ali İrfan; Yıldız, Hanifi; Yüzkat, Nureddin; İliklerden , Ümit Haluk;
    Country: Turkey
  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Yaşar, Burze; Güravşar, Sinem;
    Publisher: Pamukkale Üniversitesi
    Country: Turkey

    Bu çalışmada COVID-19 kriziyle mücadelede önemli rol üstlenebilecek, sosyal sorunların çözümünde karlılık yerine sosyal faydayı önceleyen sosyal girişimlerin kriz sürecindeki mevcut durumlarına, krizden nasıl etkilendiklerine ve krizde aldıkları operasyonel kararlara yönelik anket bulguları ulusal ve uluslararası ölçekte farklı ekosistemlerde yapılan araştırmalarla kıyaslanarak analiz edilmektedir. Bu bulgular ışığında ortaya koyulan mevcut durumu iyileştirmek üzere sosyal girişimlerin salgın sürecinde desteklenmesine yönelik farkındalığın arttırılması, finansal ve finansal olmayan desteklerin sağlanması, ağlar üzerinden iletişimin güçlendirilmesi yönünde politika önerileri sunulmaktadır. Çalışma, krizin Türkiye’deki sosyal girişimler üzerindeki etkisini inceleyen ilk çalışma olması ve krize yönelik ulusal ve uluslararası kaynakları ortaya koyması açılarından literatüre katkı sağlamaktadır.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Kılıç, Akile;
    Publisher: Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
    Country: Turkey

    1973‘de Bretton Woods Sistemi’nin sona ermesini takip eden yıllarda Türkiye dahil bir çok ülke dalgalı kur sistemini benimsemiştir. Bu gelişme döviz kurunda artan oynaklığa yol açarak yatırımcılar ve uluslararası ticaretle uğraşan firmalar açısından oldukça önemli hale gelmiştir. Ayrıca döviz kurunda meydana gelen dalgalanmaların ortaya çıkardığı riskten bir korunma yöntemi olarak döviz kurunda yaşanan dalgalanma ile hisse senedi endeks getirisi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi yer almaktadır. Bu çalışma 11.03.2020-30.12.2021 dönemine ait günlük verileri ele alarak döviz kuru oynaklığı ile hisse senedi endeks getirisi arasındaki ilişkiyi incelemeyi hedeflemiştir. Seriler üzerindeki durağanlığın analizi için Geliştirilmiş Dikey Fuller(Augmented Dickey Fuller-ADF) birim kök sınamasını takiben döviz kuru oynaklığını modellemek amacıyla doğrusal stokastik modellerden otoregresif hareketli ortalama modellerinden ARMA (2,2) modeli ve Üssel (Exponential) genelleştirilmiş otoregresif koşullu değişen varyans (GARCH) modellerinden EGARCH (2,2) modeli tahmin edilmiştir. Döviz kuru oynaklığı ile hisse senedi endeks getirisinin aralarındaki nedensellik ilişkisini belirlemek için Granger nedensellik testi uygulanmıştır. Analiz sonucunda değişkenlerin düzeyde durağan olduğu belirlenmiş ve döviz kuru (USD/TRY) oynaklığı ile hisse senedi endeks getirisi (BİST100) arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. İn the years followİng the end of the Bretton Woods System İn 1973, many countrİes, İncludİng Turkey, adopted the floatİng exchange rate system. Thİs development has led to İncreased volatİlİty İn the exchange rate, makİng İt very İmportant for İnvestors and companİes dealİng wİth İnternatİonal trade. İn addİtİon, the fluctuatİons İn the exchange rate caused rİsks and uncertaİntİes. Thus, İt has become a prerequİsİte to evaluate the relatİonshİp between the fluctuatİon İn the exchange rate and the stock İndex return İn order to be protected from the rİsk and uncertaİnty. The aİm of thİs study İs to examİne the relatİonshİp between exchange rate volatİlİty and stock İndex return. The data for the perİod of 11.03.2020-30.12.2021 were İncluded İn the research on a daİly basİs. The Enhanced Dİckey Fuller (Augmented Dİckey Fuller-ADF) unİt root test was performed to analyze the statİonarİty on the serİes. İn order to model exchange rate volatİlİty, ARMA (2,2) model from lİnear stochastİc models, autoregressİve movİng average models and EGARCH (2,2) model from Exponentİal generalİzed autoregressİve condİtİonal varİable varİance (GARCH) models were estİmated. Granger causalİty test was applİed to determİne the causal relatİonshİp between exchange rate volatİlİty and stock İndex return. As a result of the analysİs, İt was determİned that the varİables were statİonary at the level and a bİdİrectİonal causalİty relatİonshİp was determİned between exchange rate (USD/TRY) volatİlİty and stock İndex return (BİST100).