Advanced search in Research products
Research products
arrow_drop_down
Searching FieldsTerms
Any field
arrow_drop_down
includes
arrow_drop_down
Include:
The following results are related to COVID-19. Are you interested to view more results? Visit OpenAIRE - Explore.
30 Research products, page 1 of 3

  • COVID-19
  • 2013-2022
  • TR
  • Turkish
  • Kapadokya University Institutional Repository

10
arrow_drop_down
Relevance
arrow_drop_down
  • Publication . Part of book or chapter of book . 2021
    Closed Access Turkish
    Authors: 
    Atioğlu, Eyup;
    Publisher: Gece Kitaplığı
    Country: Turkey

    Küresel ekonomik kalkınmanın anahtarı olan hava taşımacılığı, mal, hizmet, insan, sermaye, teknoloji ve fikirlerin akışını sağlayarak ekonomik büyüme ve istihdam yaratmakta, küresel ticaret için dünya çapındaki en hızlı ve emniyetli ulaşım ağını sağlamaktadır. Bu çalışmada, Türkiye’nin hizmet ihracatı ve hava taşımacılığı faaliyetleri arasındaki ilişki incelenmiştir. ARDL sınır testi ile hesaplanan katsayılara göre Türk tescilli hava araçları ile yapılan toplam uçuş sayısı, Türkiye’nin hizmet ihracatı üzerinde hem uzun hem de kısa dönemde önemli ölçüde olumlu etki yaratmaktadır. Çalışmanın bulgularına göre, Türk tescilli hava araçları ile yapılan toplam uçuş sayısında %1’lik artış, uzun dönemde Türkiye’nin hizmet ihracatını %0,68 oranında arttırmaktadır. Ayrıca Brown, Durbin ve Evans (1975) tarafından geliştirilen CUSUM ve CUSUMQ yapısal kırılma testleri neticesinde Türk tescilli hava araçları ile yapılan toplam uçuş sayısına ait uzun dönemli olarak tahmin edilen katsayının uzun dönemde durağan olduğu ve yapısal kırılma içermediği saptanmıştır. Bu çalışmada hizmet ihracatı üzerinde önemli katkısı olan hava taşımacılığı sektörünün COVID-19 küresel salgını dolayısıyla olumsuz etkilenen ekonomilerin toparlanmasını destekleyeceği değerlendirilmektedir. Hava taşımacılığı alt yapısına yapılan yatırımların hızlanarak devam etmesi ekonomik kalkınma açısından büyük önem taşımaktadır.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Turgaylı Zengin, Gamze; Esen, Dilek Hande; Demirci, Mehmet Serkan; Sönmez, Mehmet Yaşar; Özdemir, Merve;
    Publisher: Kapadokya Üniversitesi Yayınları
    Country: Turkey

    Covid-19 Pandemisi’nin neden olduğu değişimi akademik bir bakış açısıyla anlamak ve pandeminin gelecekteki etkilerine dair bir öngörü geliştirmek amacıyla 31 Mayıs-2 Haziran 2021 tarihleri arasında Kapadokya Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen “Uluslararası Kapadokya Salgın Dönemleri Kongresi”nde, multidisipliner bir katılımcı grubu tarafından sunulan bildiriler yer almıştır. Kongre kapsamındaki bildirilerin özet metinlerinin yer aldığı bu çalışmanın, içinden geçtiğimiz süreci bilimsel bilgi temelinde anlama çabası olan herkese fayda sunması dileğiyle…

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    İçigen, Melih;
    Publisher: Kapadokya Üniversitesi
    Country: Turkey

    Pandemi sürecinde sokağa çıkma yasağı, evden çalışma ve yüz yüze sosyalleşme mekanlarının; restoranların, eğlence yerlerinin kapatılması insanların daha fazla evde zaman geçirmelerine neden olmuştur. Bu zorunlu hallerin sonucu ile evde geçirilen sürenin ve mutfakta geçirilen zaman ile aktivitelerin artmasıyla alışkanlıklarda değişim olabilmektedir. Bu çalışma beyaz ve mavi yakalı çalışan kadınların pandemi öncesi ve pandemi sürecinde hane içi mutfak pratiklerinin araştırılması ve keşfedilmesi amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma desenlerinden durum çalışmasına göre tasarlanan bu çalışmada, 10 katılımcı (5 kişi mavi yaka – 5 kişi beyaz yaka) ile 20 Mart-15 Nisan 2021 tarihleri arasında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak internet üzerinden yapılan görüntülü görüşmeler ile veriler elde edilmiştir. Araştırmada örneklem grubuna sosyo-demografik özellikleri ile ilgili 6 ve pandemi öncesi ve pandemi sürecinde hane içi mutfakta geçirilen vakit ile geçirilen süre esnasında yapılan pratikleri tanımlama ve kendilerini nasıl hissettiklerini anlamaya yönelik 9 soru sorulmuştur. Her bir katılımcı için görüşme süresi ortalama 18 dakika sürmüştür. Toplanan verilerin çözümlenmesinde nitel araştırma tekniklerinden betimsel analiz kullanılmıştır. Yapılan araştırma ve betimsel analiz sonucunda üç ayrı tematik kategori oluşturulmuştur. Bu temalar, “mutfakta geçirilen zaman”, “mutfak pratikleri” ve “mutfak pratiklerinin tutku ve/ya zorunluluk üzerinden nitelikleri” olarak belirlenmiştir. Pandemi sürecinde mutfakta geçirilen sürenin arttığı, mutfak pratiklerinin geliştirilip yeni lezzetler denendiği ve özellikle ekmek ile hamur işi reçetelerine ağırlık verildiği bulgular ışığında tespit edilmiştir. Ayrıca pandemi öncesi ve pandemi sürecinde beyaz ve mavi yakalı kadınların mutfak pratiklerinde zorunluluk üzerinden bir ayrımın da yapılabileceği görülmektedir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular ışığında, pandemi öncesi ve pandemi sürecinde mutfak pratiklerinde farklılıklar ortaya konmuştur. Pandemi sürecinde beyaz ve mavi yakalı kadınların çalışmayan/ev hanımları ile eşit şartlara geldiği görülmüştür. Pandemi süreci ile birlikte mutfakta geçirilen sürenin her iki kesimde de aynı oranda artması kadının hane dışındaki statüsüne bakılmaksızın cinsiyetçi iş rolünün evde devam ettiğini göstermektedir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Akman, Nazife; Akidağı, Zeynep; Özmen, Pelin; Yalap, Rukiye;
    Country: Turkey

    ÖZET Koronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) hızlı yayılım gösteren bir pandemidir. Hastalığın yayılmasında virüse bağlı etmenlerin (viral yük, ACE bağlama proteini vs.) yanı sıra asemptomatik bireylerin de rolü azımsanmayacak miktardadır. COVID-19 pandemisinde, toplumda virüsün yayılmasına neden olan sessiz bulaştırıcıları saptamak için Kapadokya Üniversitesi sağlık programlarında öğrenim gören 18-40 yaş arasındaki 258 öğrencide SARS-CoV-2 seroprevalansı araştırıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 21,5 (min = 18, max= 33) olup %69’u (n=38) kız öğrenciydi. Çalışmada bireylerin seroprevalans taramasında LFIA (Lateral Flow Immuno Assay) yöntemi kullanılarak SARS-COV-2 virüsüne karşı antikor yanıtları tarandı ve hastalık bulguları, PZR (polimeraz zincir reaksiyonu) testi ve şüpheli temas öyküsü yönünden değerlendirildi. Çalışmamızda SARS-CoV-2 seropozitifliği %21 (n=55) olarak saptanmış olup bu bireylerin %25’inin (n=14) son altı ay içinde PZR pozitiflikleri bulunmaktaydı. %56’sının (n=31) semptom göstermediği için test yaptırmadığını fakat SARS-COV-2 antikor pozitifliği saptandı. Bu oranlar, toplumdaki sessiz bulaştırıcıların yaygınlığını ortaya koymuştur. Bu çalışma seroepidemiyolojik veri eldesi açısından değerli olmakla birlikte koruyucu bağışıklık göstergesi olarak kabul edilmemelidir.

  • Closed Access Turkish
    Authors: 
    Sakal, Halil Burak;
    Publisher: Nika
    Country: Turkey

    -

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Edgü, Seden;
    Country: Turkey

    Moderatörün açılış konuşmasının ve sunumunun ardından, ALMS üzerinden katılan öğrencilerden alınan sorular Moderatör Z.Seden Edgü tarafından düzenlenerek katılımcılara yöneltildi. 3 Tur ve son söz olarak katılımcılar görüşlerini bildirdi.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Sıyrık, Tunahan;
    Publisher: Kapadokya Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim, Öğretim ve Araştırma Enstitüsü
    Country: Turkey

    Ulusal Yenidoğan İşitme Tarama Programı kapsamında yapılan taramalarda Sağlık Bakanlığı risk faktörleri yanında COVID-19’u gebelik döneminde geçirip geçirmediği gebelere sorulmuş ve COVID-19’un prenatal, fetal ve postnatal 6 aylık süreç takip edilerek COVİD-19’un yenidoğanlarda işitme duyusuna etkisinin ortaya konulması bu çalışmada amaçlanmıştır. Çalışmaya prenatal dönemde COVID-19 tanısı konulmuş olan ve herhangi bir risk faktörü olmayan 50 gebe ile prenatal dönemde COVID-19 tanısı konulmamış ve herhangi bir risk faktörü olmayan 50 sağlıklı gebe dahil edildi. Prenatal dönemde COVID- 19 tanısı konulmuş olan gebelerden 25’inin (%50) bebeği ilk yapılan T-ABR testini geçememiş iken kontrol grubundakilerin tamamı (%100) geçmiş olup gruplar arasında T-ABR ilk test sonuçları açısından farkın anlamlı düzeyde olduğu saptandı (p<0.001). Prenatal dönemde COVID-19 tanısı almış olan gebelerin bebeklerinin T-ABR ilk test sonuçlarına göre doğum kiloları karşılaştırıldığında ilk testten kalan bebeklerin doğum kilosunun anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü. İlk yapılan T-ABR testinden kalan bebeklere yapılan ikinci test sonuçları Tablo 13’te görülmektedir. Buna göre ikinci test sonunda ilk testten kalan 25 bebekten 7’si (%28) ikinci testten de kalmıştır. Prenatal dönemde COVID-19 tanısı almış olan gebelerden dünyaya gelen bebeklerden T-ABR ikinci testinden kalanların doğum kilosunun ikinci testten geçenlere göre anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü (p<0.05). Prenatal dönemde COVID-19 tanısı almış olan gebelerden dünyaya gelen ve ikinci T-ABR testinden kalan 7 bebeğe üçüncü kez T-ABR testi uygulanmış olup bu test sonucunda bebeklerden 3’ü (%42.9) kalmıştır. Doğumdan sonraki altıncı ayda yapılan son T-ABR testinden ise tüm bebeklerin geçtiği görüldü. Çalışmadan elde edilen sonuçlar dikkate alındığında annesi prenatal dönemde COVID-19 tanısı almış olan bebeklerde işitsel sistemde bozulma olduğu, ancak bunun zaman içerisinde düzelme kaydettiği, 6 ay sonunda ise COVID-19’un işitsel sistem üzerindeki etkisinin tamamen ortadan kalktığı görüldü.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Esen, Dilek Hande; Selçik, Özcan;
    Publisher: Journal of Exercise Therapy and Rehabilitation
    Country: Turkey

    Amaç: Kaygı, kişinin tehdit edici olarak algıladığı durumlar karşısında olumsuz bir şeyin olmasını beklediği, hoş olmayan bir duygudur. Tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (covid-19) sporcular da dahil her bireyin yaşamında dönemsel olarak az ya da çok kaygıya neden olmuştur. Bu bağlamda yazarlar tarafından temasın artabileceği takım sporcularında ve daha izole alanlarda aktif olan bireysel sporcularda yeni tip koronavirüse yakalanma kaygı düzeyleri arasındaki anlamlı bir farklılık olup olmayacağı merak konusu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı bireysel ve takım sporcularında covid-19’a yakalanma kaygı düzeyini karşılaştırmaktı. Yöntem: Çalışmaya aktif spor yaşantısına devam eden bireysel (n=126, yaş=21,19±2,70 yıl) ve takım sporcuları (n=154, yaş=20,24±2,84 yıl) dahil edildi. Veri toplama aracı olarak online anket form kullanıldı. Sporcuların demografik ve klinik özellikleri, yürütücüler tarafından önceki literatür çalışmaları incelenerek oluşturulmuş ‘Kişisel Bilgi Formu’ na kaydedildi. Sporcuların yeni tip koronavirüse yakalanma kaygı düzeyini değerlendirmek için ‘Sporcuların Yeni Tip Koronavirüse (Covid-19) Yakalanma Kaygısı Ölçeği’ kullanıldı. Bulgular: Bireysel sporcuların yeni tip koronavirüse yakalanma kaygı düzeyi takım sporcularına göre daha yüksek seviyede bulundu (p=0,005). Sporcuların spor düzeyi, koronavirüs geçmişi, sosyal medyadan koronavirüs haberlerini takip etme durumu, COVID-19’dan maddi etkilenim seviyesi benzerdi (p>0,05). Sonuç: Bireysel sporcuların koronavirüse yakalanma kaygısı takım sporcularına göre daha yüksek seviyedeydi. Kaygı gibi hoş olmayan emosyonel deneyimlerle akran desteğinden yoksun mücadele etmek zorunda kalmaları kaygıya yatkınlığı arttırmış olabilir.

  • Closed Access Turkish
    Authors: 
    Özdemir, Merve;
    Publisher: Nika Yayınevi
    Country: Turkey

    Hakikat kavramının sıkça sorgulandığı günümüz dünyasında, kavramın politik, sosyolojik, felsefi ve iletişimsel yönden sorgulanması oldukça önemlidir. Tarihsel süreç içerisinde özellikle felsefe ile başlayan hakikat tartışmaları günümüze dek geçerliliğini korumaktadır. Aristoteles’in Retorik (2016) adlı eserinde yazdığı, politikacıların halkı ikna etmek için sıklıkla kullandığı ethos, pathos ve logos kavramları, çağdaş düşünce dünyasında post hakikat kavramının ilk zeminini oluşturmaktadır. Antik Yunan ve Roma kültürüne ait kimi metinlerde kullanılan parrhesia kavramı, dürüst ve özgür konuşma, hakikat sevgisinden ötürü ölebilme ihtimaline karşı “her şeyi söylemek” olarak belirtilirken (Kalaycı, 2013), günümüzde bahsedilen kavramın pratikte karşılığını yitirdiğini söylemek mümkündür. Hakikatin silikleşmeye yüz tuttuğu postmodern dönem, Lyotard’ın deyişi ile büyük anlatılara yönelik güvensizlik (1994) durumuna karışık gelmektedir. Foucaoult’un sıklıkla üzerinde durduğu bilgi ve iktidar konusu, hakikat kavramı ile doğrudan ilişkilidir. İktidar bilgi üreten, ürettiği bilgi ile özneyi itaatkâr kılan bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla üretilen bilginin hakikati yansıtıp yansıtmadığı ayrı bir tartışma konusudur. İktidar, dil üzerinden söylem üreten ve kimi teknik araçları kullanarak dinleyenleri istenilen yönde ikna edebilme gücüne sahip bir erktir. Retorik unsurlarını da sıklıkla kullanan iktidar mekanizması, kendi çıkarları doğrultusunda bilgi ve söylem üretmekte, böylelikle hakikatin kendisini sorunlu bir hale getirmektedir. Siyasi açıdan özellikle tartışma konusu olan post hakikat, köken olarak çok eski dönemlere dayansa da özellikle İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılması ve Trump’ın Amerikan Başkanlık seçimlerini kazanması ile yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. İngiliz sağlık sistemi ücretinin AB’ye aktarılması söyleminin yayılması, sağlık sisteminden yeterince faydalanamayan İngilizlerin AB’ye karşı tepki göstermesine sebep olmuş ve post hakikat kavramı tartışmalarını gündeme getirmiştir. Donald Trump’ın seçim döneminde medya aracılığı ile asılsız iddialar ortaya atması yine siyasetin hakikati manipüle ettiği konusunu bir kez daha gündeme getirmiştir. Özellikle devletin ideolojik bir aygıtı olan medya, hakikatin yitirilmesinde büyük bir etkiye sahiptir. Kitlelere sunulan bilgi ve enformasyonun yarattığı karmaşa içerisinde hakikatin silikleşmeye başlaması, enformasyonun hızla değişimleri tetiklediğini göstermektedir. Yeni medyanın gelişmesi beraberinde hız kavramını getirmiş ve bireylerin gündelik hayatı da bu hıza entegre hale gelmiştir. Her türlü enformasyonun kitlesel olarak yaygınlaştığı yeni medya, bireylerin büyük ölçüde haber edindiği ve sosyalleştiği yeni bir mecra olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle medya okuryazarlığının gelişmediği ve uygulanmadığı ülkelerde kullanıcılar, enformasyonu büyük bir hızla tüketip yaygınlaştırmaktadır. Sosyal medyanın ötekileştirme ve kamplaşma mantığını beslemesi ise kullanıcıların düşmanca bir bilişsel duruma geçmesine sebep olmaktadır. Yankı odaları adı verilen bu durum, nefret söyleminin medya üzerinden büyük ölçüde devam ettiğini göstermektedir. Her şeyin bir simülasyondan ibaret olduğunu belirten Baudrillard’a göre kurgu, doğası gereği insanlığı inandırıcılık ve hakikatten uzaklaştırmaktadır. Bu çalışmada, bu uzaklaşmayı sağlayan kitle iletişim araçları hakikatin üretilmesi ve devam ettirilmesi bağlamında koronavirüs sürecinde yayılan yanlış bilgi ve haberler üzerinden incelenecektir. Özellikle 2020 yılının en önemli olaylarından biri olup tüm dünyayı etkileyen Covid 19 salgınıyla ilgili virüs haberlerinin yayılım hızı ve hakikat ile olan ilişkisi konu dahilinde değerlendirilecektir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Kadim, Elif;
    Publisher: Kapadokya Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim, Öğretim ve Araştırma Enstitüsü, Odyoloji Anabilim Dalı
    Country: Turkey

    Bu çalışmada COVID-19’un işitme kayıpları üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 01.06.2021-30.08.2021 tarihleri arasında Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde COVID-19 tanısı almamış olup aşı olan ve olmayan kişiler dahil edildi. Çalışmada deney ve kontrol grubu olmak üzere iki grup oluşturulmuştur. Deney grubunda COVID-19 aşısı olanlar, kontrol grubunda ise COVID-19 aşısı olmayanlar yer almaktadır. Her bir grupta 50’şer kişi yer almaktadır. Çalışma sonucunda neticesinde aşı olmayan kontrol grubundaki bireylerde işitme kaybı şikayeti oranının daha yüksek olduğu ancak gruplar arasındaki farkın anlamlı düzeyde olmadığı görülmüştür. Çalışmamız sonucunda COVID-19 aşısı olmayan kontrol grubundaki bireylerde tinnitus varlığının COVID-19 aşısı olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır. Yapmış olduğumuz çalışma neticesinde aşı olmayanlarda kulakta dolgunluk hissi olanların oranının aşı olanlara göre daha düşük olduğu ancak gruplar arasındaki farkın anlamlı düzeyde olmadığı görüldü. Çalışmamız sonucunda aşı olmayan kontrol grubundakileri %6’sında, deney grubundakilerin ise %12’sinde baş dönmesi şikayeti olduğu, ancak gruplar arasındaki farkın istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde olmadığı görüldü. Çalışmamızda saf ses odyometrisi neticesinde COVID-19 aşısı olmayan kontrol grubundakilerin tamamının normal (%100), buna karşın deney grubundakilerin ise %6’sının sağ ve sol kulağında hafif işitme kaybı olduğu, ancak gruplar arasındaki farkın istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde olmadığı görüldü.

Advanced search in Research products
Research products
arrow_drop_down
Searching FieldsTerms
Any field
arrow_drop_down
includes
arrow_drop_down
Include:
The following results are related to COVID-19. Are you interested to view more results? Visit OpenAIRE - Explore.
30 Research products, page 1 of 3
  • Publication . Part of book or chapter of book . 2021
    Closed Access Turkish
    Authors: 
    Atioğlu, Eyup;
    Publisher: Gece Kitaplığı
    Country: Turkey

    Küresel ekonomik kalkınmanın anahtarı olan hava taşımacılığı, mal, hizmet, insan, sermaye, teknoloji ve fikirlerin akışını sağlayarak ekonomik büyüme ve istihdam yaratmakta, küresel ticaret için dünya çapındaki en hızlı ve emniyetli ulaşım ağını sağlamaktadır. Bu çalışmada, Türkiye’nin hizmet ihracatı ve hava taşımacılığı faaliyetleri arasındaki ilişki incelenmiştir. ARDL sınır testi ile hesaplanan katsayılara göre Türk tescilli hava araçları ile yapılan toplam uçuş sayısı, Türkiye’nin hizmet ihracatı üzerinde hem uzun hem de kısa dönemde önemli ölçüde olumlu etki yaratmaktadır. Çalışmanın bulgularına göre, Türk tescilli hava araçları ile yapılan toplam uçuş sayısında %1’lik artış, uzun dönemde Türkiye’nin hizmet ihracatını %0,68 oranında arttırmaktadır. Ayrıca Brown, Durbin ve Evans (1975) tarafından geliştirilen CUSUM ve CUSUMQ yapısal kırılma testleri neticesinde Türk tescilli hava araçları ile yapılan toplam uçuş sayısına ait uzun dönemli olarak tahmin edilen katsayının uzun dönemde durağan olduğu ve yapısal kırılma içermediği saptanmıştır. Bu çalışmada hizmet ihracatı üzerinde önemli katkısı olan hava taşımacılığı sektörünün COVID-19 küresel salgını dolayısıyla olumsuz etkilenen ekonomilerin toparlanmasını destekleyeceği değerlendirilmektedir. Hava taşımacılığı alt yapısına yapılan yatırımların hızlanarak devam etmesi ekonomik kalkınma açısından büyük önem taşımaktadır.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Turgaylı Zengin, Gamze; Esen, Dilek Hande; Demirci, Mehmet Serkan; Sönmez, Mehmet Yaşar; Özdemir, Merve;
    Publisher: Kapadokya Üniversitesi Yayınları
    Country: Turkey

    Covid-19 Pandemisi’nin neden olduğu değişimi akademik bir bakış açısıyla anlamak ve pandeminin gelecekteki etkilerine dair bir öngörü geliştirmek amacıyla 31 Mayıs-2 Haziran 2021 tarihleri arasında Kapadokya Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen “Uluslararası Kapadokya Salgın Dönemleri Kongresi”nde, multidisipliner bir katılımcı grubu tarafından sunulan bildiriler yer almıştır. Kongre kapsamındaki bildirilerin özet metinlerinin yer aldığı bu çalışmanın, içinden geçtiğimiz süreci bilimsel bilgi temelinde anlama çabası olan herkese fayda sunması dileğiyle…

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    İçigen, Melih;
    Publisher: Kapadokya Üniversitesi
    Country: Turkey

    Pandemi sürecinde sokağa çıkma yasağı, evden çalışma ve yüz yüze sosyalleşme mekanlarının; restoranların, eğlence yerlerinin kapatılması insanların daha fazla evde zaman geçirmelerine neden olmuştur. Bu zorunlu hallerin sonucu ile evde geçirilen sürenin ve mutfakta geçirilen zaman ile aktivitelerin artmasıyla alışkanlıklarda değişim olabilmektedir. Bu çalışma beyaz ve mavi yakalı çalışan kadınların pandemi öncesi ve pandemi sürecinde hane içi mutfak pratiklerinin araştırılması ve keşfedilmesi amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma desenlerinden durum çalışmasına göre tasarlanan bu çalışmada, 10 katılımcı (5 kişi mavi yaka – 5 kişi beyaz yaka) ile 20 Mart-15 Nisan 2021 tarihleri arasında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak internet üzerinden yapılan görüntülü görüşmeler ile veriler elde edilmiştir. Araştırmada örneklem grubuna sosyo-demografik özellikleri ile ilgili 6 ve pandemi öncesi ve pandemi sürecinde hane içi mutfakta geçirilen vakit ile geçirilen süre esnasında yapılan pratikleri tanımlama ve kendilerini nasıl hissettiklerini anlamaya yönelik 9 soru sorulmuştur. Her bir katılımcı için görüşme süresi ortalama 18 dakika sürmüştür. Toplanan verilerin çözümlenmesinde nitel araştırma tekniklerinden betimsel analiz kullanılmıştır. Yapılan araştırma ve betimsel analiz sonucunda üç ayrı tematik kategori oluşturulmuştur. Bu temalar, “mutfakta geçirilen zaman”, “mutfak pratikleri” ve “mutfak pratiklerinin tutku ve/ya zorunluluk üzerinden nitelikleri” olarak belirlenmiştir. Pandemi sürecinde mutfakta geçirilen sürenin arttığı, mutfak pratiklerinin geliştirilip yeni lezzetler denendiği ve özellikle ekmek ile hamur işi reçetelerine ağırlık verildiği bulgular ışığında tespit edilmiştir. Ayrıca pandemi öncesi ve pandemi sürecinde beyaz ve mavi yakalı kadınların mutfak pratiklerinde zorunluluk üzerinden bir ayrımın da yapılabileceği görülmektedir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular ışığında, pandemi öncesi ve pandemi sürecinde mutfak pratiklerinde farklılıklar ortaya konmuştur. Pandemi sürecinde beyaz ve mavi yakalı kadınların çalışmayan/ev hanımları ile eşit şartlara geldiği görülmüştür. Pandemi süreci ile birlikte mutfakta geçirilen sürenin her iki kesimde de aynı oranda artması kadının hane dışındaki statüsüne bakılmaksızın cinsiyetçi iş rolünün evde devam ettiğini göstermektedir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Akman, Nazife; Akidağı, Zeynep; Özmen, Pelin; Yalap, Rukiye;
    Country: Turkey

    ÖZET Koronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) hızlı yayılım gösteren bir pandemidir. Hastalığın yayılmasında virüse bağlı etmenlerin (viral yük, ACE bağlama proteini vs.) yanı sıra asemptomatik bireylerin de rolü azımsanmayacak miktardadır. COVID-19 pandemisinde, toplumda virüsün yayılmasına neden olan sessiz bulaştırıcıları saptamak için Kapadokya Üniversitesi sağlık programlarında öğrenim gören 18-40 yaş arasındaki 258 öğrencide SARS-CoV-2 seroprevalansı araştırıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 21,5 (min = 18, max= 33) olup %69’u (n=38) kız öğrenciydi. Çalışmada bireylerin seroprevalans taramasında LFIA (Lateral Flow Immuno Assay) yöntemi kullanılarak SARS-COV-2 virüsüne karşı antikor yanıtları tarandı ve hastalık bulguları, PZR (polimeraz zincir reaksiyonu) testi ve şüpheli temas öyküsü yönünden değerlendirildi. Çalışmamızda SARS-CoV-2 seropozitifliği %21 (n=55) olarak saptanmış olup bu bireylerin %25’inin (n=14) son altı ay içinde PZR pozitiflikleri bulunmaktaydı. %56’sının (n=31) semptom göstermediği için test yaptırmadığını fakat SARS-COV-2 antikor pozitifliği saptandı. Bu oranlar, toplumdaki sessiz bulaştırıcıların yaygınlığını ortaya koymuştur. Bu çalışma seroepidemiyolojik veri eldesi açısından değerli olmakla birlikte koruyucu bağışıklık göstergesi olarak kabul edilmemelidir.

  • Closed Access Turkish
    Authors: 
    Sakal, Halil Burak;
    Publisher: Nika
    Country: Turkey

    -

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Edgü, Seden;
    Country: Turkey

    Moderatörün açılış konuşmasının ve sunumunun ardından, ALMS üzerinden katılan öğrencilerden alınan sorular Moderatör Z.Seden Edgü tarafından düzenlenerek katılımcılara yöneltildi. 3 Tur ve son söz olarak katılımcılar görüşlerini bildirdi.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Sıyrık, Tunahan;
    Publisher: Kapadokya Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim, Öğretim ve Araştırma Enstitüsü
    Country: Turkey

    Ulusal Yenidoğan İşitme Tarama Programı kapsamında yapılan taramalarda Sağlık Bakanlığı risk faktörleri yanında COVID-19’u gebelik döneminde geçirip geçirmediği gebelere sorulmuş ve COVID-19’un prenatal, fetal ve postnatal 6 aylık süreç takip edilerek COVİD-19’un yenidoğanlarda işitme duyusuna etkisinin ortaya konulması bu çalışmada amaçlanmıştır. Çalışmaya prenatal dönemde COVID-19 tanısı konulmuş olan ve herhangi bir risk faktörü olmayan 50 gebe ile prenatal dönemde COVID-19 tanısı konulmamış ve herhangi bir risk faktörü olmayan 50 sağlıklı gebe dahil edildi. Prenatal dönemde COVID- 19 tanısı konulmuş olan gebelerden 25’inin (%50) bebeği ilk yapılan T-ABR testini geçememiş iken kontrol grubundakilerin tamamı (%100) geçmiş olup gruplar arasında T-ABR ilk test sonuçları açısından farkın anlamlı düzeyde olduğu saptandı (p<0.001). Prenatal dönemde COVID-19 tanısı almış olan gebelerin bebeklerinin T-ABR ilk test sonuçlarına göre doğum kiloları karşılaştırıldığında ilk testten kalan bebeklerin doğum kilosunun anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü. İlk yapılan T-ABR testinden kalan bebeklere yapılan ikinci test sonuçları Tablo 13’te görülmektedir. Buna göre ikinci test sonunda ilk testten kalan 25 bebekten 7’si (%28) ikinci testten de kalmıştır. Prenatal dönemde COVID-19 tanısı almış olan gebelerden dünyaya gelen bebeklerden T-ABR ikinci testinden kalanların doğum kilosunun ikinci testten geçenlere göre anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü (p<0.05). Prenatal dönemde COVID-19 tanısı almış olan gebelerden dünyaya gelen ve ikinci T-ABR testinden kalan 7 bebeğe üçüncü kez T-ABR testi uygulanmış olup bu test sonucunda bebeklerden 3’ü (%42.9) kalmıştır. Doğumdan sonraki altıncı ayda yapılan son T-ABR testinden ise tüm bebeklerin geçtiği görüldü. Çalışmadan elde edilen sonuçlar dikkate alındığında annesi prenatal dönemde COVID-19 tanısı almış olan bebeklerde işitsel sistemde bozulma olduğu, ancak bunun zaman içerisinde düzelme kaydettiği, 6 ay sonunda ise COVID-19’un işitsel sistem üzerindeki etkisinin tamamen ortadan kalktığı görüldü.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Esen, Dilek Hande; Selçik, Özcan;
    Publisher: Journal of Exercise Therapy and Rehabilitation
    Country: Turkey

    Amaç: Kaygı, kişinin tehdit edici olarak algıladığı durumlar karşısında olumsuz bir şeyin olmasını beklediği, hoş olmayan bir duygudur. Tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (covid-19) sporcular da dahil her bireyin yaşamında dönemsel olarak az ya da çok kaygıya neden olmuştur. Bu bağlamda yazarlar tarafından temasın artabileceği takım sporcularında ve daha izole alanlarda aktif olan bireysel sporcularda yeni tip koronavirüse yakalanma kaygı düzeyleri arasındaki anlamlı bir farklılık olup olmayacağı merak konusu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı bireysel ve takım sporcularında covid-19’a yakalanma kaygı düzeyini karşılaştırmaktı. Yöntem: Çalışmaya aktif spor yaşantısına devam eden bireysel (n=126, yaş=21,19±2,70 yıl) ve takım sporcuları (n=154, yaş=20,24±2,84 yıl) dahil edildi. Veri toplama aracı olarak online anket form kullanıldı. Sporcuların demografik ve klinik özellikleri, yürütücüler tarafından önceki literatür çalışmaları incelenerek oluşturulmuş ‘Kişisel Bilgi Formu’ na kaydedildi. Sporcuların yeni tip koronavirüse yakalanma kaygı düzeyini değerlendirmek için ‘Sporcuların Yeni Tip Koronavirüse (Covid-19) Yakalanma Kaygısı Ölçeği’ kullanıldı. Bulgular: Bireysel sporcuların yeni tip koronavirüse yakalanma kaygı düzeyi takım sporcularına göre daha yüksek seviyede bulundu (p=0,005). Sporcuların spor düzeyi, koronavirüs geçmişi, sosyal medyadan koronavirüs haberlerini takip etme durumu, COVID-19’dan maddi etkilenim seviyesi benzerdi (p>0,05). Sonuç: Bireysel sporcuların koronavirüse yakalanma kaygısı takım sporcularına göre daha yüksek seviyedeydi. Kaygı gibi hoş olmayan emosyonel deneyimlerle akran desteğinden yoksun mücadele etmek zorunda kalmaları kaygıya yatkınlığı arttırmış olabilir.

  • Closed Access Turkish
    Authors: 
    Özdemir, Merve;
    Publisher: Nika Yayınevi
    Country: Turkey

    Hakikat kavramının sıkça sorgulandığı günümüz dünyasında, kavramın politik, sosyolojik, felsefi ve iletişimsel yönden sorgulanması oldukça önemlidir. Tarihsel süreç içerisinde özellikle felsefe ile başlayan hakikat tartışmaları günümüze dek geçerliliğini korumaktadır. Aristoteles’in Retorik (2016) adlı eserinde yazdığı, politikacıların halkı ikna etmek için sıklıkla kullandığı ethos, pathos ve logos kavramları, çağdaş düşünce dünyasında post hakikat kavramının ilk zeminini oluşturmaktadır. Antik Yunan ve Roma kültürüne ait kimi metinlerde kullanılan parrhesia kavramı, dürüst ve özgür konuşma, hakikat sevgisinden ötürü ölebilme ihtimaline karşı “her şeyi söylemek” olarak belirtilirken (Kalaycı, 2013), günümüzde bahsedilen kavramın pratikte karşılığını yitirdiğini söylemek mümkündür. Hakikatin silikleşmeye yüz tuttuğu postmodern dönem, Lyotard’ın deyişi ile büyük anlatılara yönelik güvensizlik (1994) durumuna karışık gelmektedir. Foucaoult’un sıklıkla üzerinde durduğu bilgi ve iktidar konusu, hakikat kavramı ile doğrudan ilişkilidir. İktidar bilgi üreten, ürettiği bilgi ile özneyi itaatkâr kılan bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla üretilen bilginin hakikati yansıtıp yansıtmadığı ayrı bir tartışma konusudur. İktidar, dil üzerinden söylem üreten ve kimi teknik araçları kullanarak dinleyenleri istenilen yönde ikna edebilme gücüne sahip bir erktir. Retorik unsurlarını da sıklıkla kullanan iktidar mekanizması, kendi çıkarları doğrultusunda bilgi ve söylem üretmekte, böylelikle hakikatin kendisini sorunlu bir hale getirmektedir. Siyasi açıdan özellikle tartışma konusu olan post hakikat, köken olarak çok eski dönemlere dayansa da özellikle İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılması ve Trump’ın Amerikan Başkanlık seçimlerini kazanması ile yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. İngiliz sağlık sistemi ücretinin AB’ye aktarılması söyleminin yayılması, sağlık sisteminden yeterince faydalanamayan İngilizlerin AB’ye karşı tepki göstermesine sebep olmuş ve post hakikat kavramı tartışmalarını gündeme getirmiştir. Donald Trump’ın seçim döneminde medya aracılığı ile asılsız iddialar ortaya atması yine siyasetin hakikati manipüle ettiği konusunu bir kez daha gündeme getirmiştir. Özellikle devletin ideolojik bir aygıtı olan medya, hakikatin yitirilmesinde büyük bir etkiye sahiptir. Kitlelere sunulan bilgi ve enformasyonun yarattığı karmaşa içerisinde hakikatin silikleşmeye başlaması, enformasyonun hızla değişimleri tetiklediğini göstermektedir. Yeni medyanın gelişmesi beraberinde hız kavramını getirmiş ve bireylerin gündelik hayatı da bu hıza entegre hale gelmiştir. Her türlü enformasyonun kitlesel olarak yaygınlaştığı yeni medya, bireylerin büyük ölçüde haber edindiği ve sosyalleştiği yeni bir mecra olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle medya okuryazarlığının gelişmediği ve uygulanmadığı ülkelerde kullanıcılar, enformasyonu büyük bir hızla tüketip yaygınlaştırmaktadır. Sosyal medyanın ötekileştirme ve kamplaşma mantığını beslemesi ise kullanıcıların düşmanca bir bilişsel duruma geçmesine sebep olmaktadır. Yankı odaları adı verilen bu durum, nefret söyleminin medya üzerinden büyük ölçüde devam ettiğini göstermektedir. Her şeyin bir simülasyondan ibaret olduğunu belirten Baudrillard’a göre kurgu, doğası gereği insanlığı inandırıcılık ve hakikatten uzaklaştırmaktadır. Bu çalışmada, bu uzaklaşmayı sağlayan kitle iletişim araçları hakikatin üretilmesi ve devam ettirilmesi bağlamında koronavirüs sürecinde yayılan yanlış bilgi ve haberler üzerinden incelenecektir. Özellikle 2020 yılının en önemli olaylarından biri olup tüm dünyayı etkileyen Covid 19 salgınıyla ilgili virüs haberlerinin yayılım hızı ve hakikat ile olan ilişkisi konu dahilinde değerlendirilecektir.

  • Open Access Turkish
    Authors: 
    Kadim, Elif;
    Publisher: Kapadokya Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim, Öğretim ve Araştırma Enstitüsü, Odyoloji Anabilim Dalı
    Country: Turkey

    Bu çalışmada COVID-19’un işitme kayıpları üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 01.06.2021-30.08.2021 tarihleri arasında Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde COVID-19 tanısı almamış olup aşı olan ve olmayan kişiler dahil edildi. Çalışmada deney ve kontrol grubu olmak üzere iki grup oluşturulmuştur. Deney grubunda COVID-19 aşısı olanlar, kontrol grubunda ise COVID-19 aşısı olmayanlar yer almaktadır. Her bir grupta 50’şer kişi yer almaktadır. Çalışma sonucunda neticesinde aşı olmayan kontrol grubundaki bireylerde işitme kaybı şikayeti oranının daha yüksek olduğu ancak gruplar arasındaki farkın anlamlı düzeyde olmadığı görülmüştür. Çalışmamız sonucunda COVID-19 aşısı olmayan kontrol grubundaki bireylerde tinnitus varlığının COVID-19 aşısı olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır. Yapmış olduğumuz çalışma neticesinde aşı olmayanlarda kulakta dolgunluk hissi olanların oranının aşı olanlara göre daha düşük olduğu ancak gruplar arasındaki farkın anlamlı düzeyde olmadığı görüldü. Çalışmamız sonucunda aşı olmayan kontrol grubundakileri %6’sında, deney grubundakilerin ise %12’sinde baş dönmesi şikayeti olduğu, ancak gruplar arasındaki farkın istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde olmadığı görüldü. Çalışmamızda saf ses odyometrisi neticesinde COVID-19 aşısı olmayan kontrol grubundakilerin tamamının normal (%100), buna karşın deney grubundakilerin ise %6’sının sağ ve sol kulağında hafif işitme kaybı olduğu, ancak gruplar arasındaki farkın istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde olmadığı görüldü.